Konusu " Eğer teknolojinin tüm gereksinimlerinizi karşıladığı, çalışmak zorunda olmadığınız bir dünyada yaşıyor olsaydınız, yaşam seçimleriniz neler olurdu? "

Yazar Rumuzu:yorgunluk kahvesi6637
Eser Sıra Numarası:260213eser15




                                           TEKNOLOJİNİN BAKİ GÜCÜ
      O kasvetli güne, teknolojinin liderlik koltuğuna oturduğu o talihsiz sabaha uyandığım an, kapatsaydım keşke gözlerimi sıkıca, böylesine korkutucu bir kabusun çabucak geçmesini dileyerek…Çünkü tepkisiz kaldığım her saniye soyutlaştı dünyam. Ve şimdi penceremin önünde yükselen betondan kuleler, güneş ışıklarının odamı  huzurla doldurmasına izin vermiyor. Karanlık, ürkütücülüğünü fırsat biliyor. Hayallerim sahipsiz gölgelerin ardına gizleniyor.
Bütün gereksinimlerimi, görev ve sorumluluklarımı yüklediğim teknolojiye dost mu demeliyim, bilmiyorum. Tüm bu yükleri benim omuzlarımdan kendisine tayin ettiği için minnet duymalı, hayranlık mı göstermeliyim? Böylesine hazırcı davranmak insana, kendini asalak gibi hissettirir. Korkuyorum, ileride teknolojinin nimetlerinden herhangi birine, anne demekten… Bizler gelişmiş teknolojinin çocukları olmamalıyız. Teknoloji elimizin altında, gerektiğinde kullanılan bir güç olarak kalmalı.
Belki böylesine üstün bir dünyada yaşamayı sürdürsem, yorulmayacak, üzülmeyeceğim. Hatta belki oturduğum yerden kalkma zahmetini bile göstermeyeceğim. Kulağa acınası geliyor. Ben bu dünyada yaşamaya devam ettiğim sürece, geçmişimdeki bütün güzel anıları, arkadaşlarımı ve bütün sosyalliğimi kaybedeceğim. Zaman geçtikçe öğrenci ve öğretmen sıfatları geri kalmışlık terimleri olacak. Okulların yerine teknolojiyi bir nebze daha geliştirmeye çalışan fabrikalar kurulacak. Bunlar olurken bizler kolumuzu kıpırdatmak için kendimizi yorgun hissedeceğiz. Düşünmeye gerek duymayacağız, makinelerimiz bizlerin yerine düşünecek. Teknoloji ilerleme adına kat ettiği her bir adımda, bin ağacı katledecek. Gelecek nesillere miras bırakacağımız doğa, evlerimizde yetiştirdiğimiz saksı bitkilerinden mi ibaret olacak? Ormanlarımız yalnızca anılarımızda mı kalacak? Peki ya ne zaman unuttuk doğal hayatın bizlere emanet olduğunu? Hiç gocunmadık seçimlerimizi teknolojiye dayarken, ihanetimizin farkına varamadık. Ellerimiz bile titremedi, “acaba” diyenimiz olmadı. Kimse sormadı bu bencillik neden? “Sonumuzu getiren o olmaz mı?” diyen olmadı. Keyifle sürdü sefasını…
İnsanların hapis oldukları üstün teknolojiye sahip bu dünyada imkansız görünen şeyi istiyorum. Medeniyetin beşiğinden sıyrılıp doğayla iç içe bir yerde yaşamayı yeğliyorum. Tek bir hektar ormanımız kalmamışsa avunacak, insanlar susacak, nasıl katlettiğini anlatmayacak. Gelecek neslin ahı sırtımda, tutmuyor dizim. Haksızım, bu yüzden çıkmıyor sesim. Çaremiz yoksa, yahut yapacak hiçbir şey yoksa, savaşacak reaya. Ademoğlu neyi savaşmadan elde etti ki? Ben sizlerin makineleriyle diktiği o betonları ellerimle yıkacağım. Tırnaklarımla kazıyarak, hak ederek kazanacağım. Hengamenin tam ortasında, iğreti duran o yere ağaçlarımı dikeceğim. Kendi sebzelerimi yetiştireceğim üstelik içlerinde ne olduğunu bildiğim. Belki en basitinden su akmayacak musluktan  ya da elektriğe sahip olmayacağım. Sularımı kovalarla taşıyacağım ve gaz lambasıyla aydınlanacağım. Hiç değilse bozmamış olacağım, aslını doğanın. Kendi, doğal meyvelerimi toplarken, asla şikayet etmeyeceğim. Onların kokusunu içime çekebilmek için baharı dört gözle bekleyeceğim: Teknolojinin bozguna uğrattığı mevsimlerin baharını, dengesi bozulan dünyanın baharını…
Teknolojinin birkaç iyi yanı, sayısız kusurunu örtmeye yetiyor. Tuhaf, insanlar bu kadar çok şeyi nasıl görmezden geliyor? Sen televizyonun karşısında, hiçbir zahmete girmeden sömürge bir ülkenin çaresizliğini izliyorsun. Yerinden dahi oynamadan sadece sözlerinle onu korumaya çalışıyorsun öyle mi? Teknoloji ne kadar iyi bir şey diyorsun belki içinden.Onun sayesinde yardımlar mağdurlara çabucak varıyor. Yiyecek kamyonları, yardım taşıyan uçaklar…Gerek kalır mıydı bunlara üst düzey silahlar olmasa? Aklı bulanır mıydı insanların gerek gördükleri savaşlarla, güç sandıkları teknoloji  arkalarında olmasa. Bir merminin vücutta açtığı yarayı zaman sarar da, teknolojiyi ardına almış, gözleri aç olanları kim doyurur? Bağımlı olduğumuz her şey bizi güçsüz kılmaz mı? Bağımlılık,  insanları ihanetlerin ortasına atmaz mı? Bağımlılığın arttığı her an vicdanımızdan bir şey eksiliyor. Suç işleme eğilimimizin ibresi “ Yok artık!” ları vuruyor.Peki bu yorgunluğumuz, zihnimizdeki bu bitkin hal, üzerimizdeki bezgin durum, makine müptelalığımıza çıkmıyor mu? Mantığımızı ilmek ilmek ayırıp bizleri uyuşmuş beyinler olarak öne süren de aynısı, bıkkın hissettiren de. Bu gelişmişlik aşkı, teknolojiyi tanrılaştırma, ona mecburluk hissi, hepsi bizlerin zayıflığının bir eseri.Teknoloji küstah; insanlar aciz, muhtaç…Etrafında pervane olmuşuz sanki, sinesinde hapsolmuşuz, kurtuluşumuzu da yine onun kapısının paspas altına koymuşuz…
     Geliştik artık, geliştik… Gelişmekten sonsuzluğa iliştik. Binalarımız gökleri deler oldu, silahlarımız dört bir yanı. Bencilliğimizin penceresini açtık, biraz da başkasından çaldık.Teknolojinin son sürat trafiğinde şaşırdım. Kendimi kaybolmuş sandım. Bir direk gördüm uzakta, onu da ağaç sandım.Gizledim ardına hayallerimle birlikte kendimi. Bu kabusun geçmeyeceğini, hiç değişmeyeceğini ancak o zaman anladım…