Konusu " Eğer teknolojinin tüm gereksinimlerinizi karşıladığı, çalışmak zorunda olmadığınız bir dünyada yaşıyor olsaydınız, yaşam seçimleriniz neler olurdu? "

Yazar Rumuzu:müzik1826
Eser Sıra Numarası:260213eser06




                                    YAKINLAŞTIKÇA UZAKLAŞMAK YAŞAMDAN
     Teknolojinin yaşam aracı olmaktan çıkıp yaşamın kendisi olduğu bir dünya… Sabah gözlerini açma zorunluluğunun, dışarı çıkıp görevlerini yerine getirme zorunluluğunun, yaşamak için birilerini geçip yükselme zorunluluğunun olmadığı, kısacası zorunluluklarını hayatının zorunluluklarından çıkardığın bir dünya… Korkunç… Teknolojinin şu an bu kadar vazgeçilmez olduğunu, hayatımıza etkilerini bir düşünürseniz böyle bir dünyada yaşamanın korkunç yanlarını siz de göreceksiniz. İnsanoğlu kafasını dinlemek için başkalarını dinlemez, yakarışlara ya da muhteşem seslere kulak veremez oldu. Uyudu uzunca bir süre. Gözlerini kapatınca renkleri, hareketleri göremez oldu. İçinden gelen sese kulak vermek istedi bazen. Dışarının gürültüsünden kendini duyamaz oldu. İnsanoğlu üretmek istedi zaman zaman, yaratıcı olmak.  Birden fark etti ki yaratıcı olmanın önemi yoktu artık. Bunu da teknoloji hallederdi ve düşündü insan yeniden düşünmeye çalışmıştı. Durakladı birden. Düşünmeye gerek var mıydı? Vazgeçti…
İnsanoğlu yüksek binalar inşa etti. Gökyüzüne, sonsuzluğa, kimsenin ulaşamayacağını düşündüğü yere kavuşmak için. Böylece özgürlüğe kavuştuğunu sandı. Oysa sahip olduğu özgürlük gökyüzü değildi. Sahip olduğu şey, yükseldikçe yakınlaşacağını düşündüğü için her şeyden uzaklaşmasıydı.
İnsanoğlu dünyadaki milyonlarca insanın birbirine bağlanarak iletişimde kalmasını istedi. Bunun için sosyal ağı icat etti. Milyonlarca insanın dili klavyesi oldu. Noktası, ünlemi, soru işaretleri onun değildi artık. Klavyesinindi. İnsanoğlu yavaş yavaş ‘’klavyesiz dünya” da sessizleşmeye başladı. Açıklama için ona ihtiyaç duyuyordu, aşkını anlatmak bağırmak ya da susmak, gülmek ya da ağlamak için ona ihtiyacı vardı. İnsanoğlu böylece kalabalıklaştıkça yalnızlaşan toplumu yarattı.
İnsanoğlu öyle bir teknoloji yarışına girdi ki önemli olan ‘’yarın’’ oldu. Bugün yaptığının yarın için önemi vardı. Yarın için çalışırken bugününü unuttu. Dününü önemli oldukça hatırlar oldu, oysa hatırlamaya zamanı yoktu. Yarın dışında her şeyi zaman kaybı olarak gördü. Yaptığıyla ne içindeydi zamanın ne de tam dışında. Böylece zamanla, zamanın içinde eridi.
İşte böyle bir dünyada her şey insan eliyle olur. Düzgün, sınırları belli, tek düze. Ben böyle bir dünyada insanca dediğimiz biçimde yaşamayı sağlayacak şeylerle ilgilenirdim. Renksiz, yorgun beyinlerin arasında erimemek için hayatımı olabildiğince renkle boyardım.
Yüksek binaların, egzoz dumanlarının, sağır edici yalnızlığın sesini bastırmak için kendime bir parça doğa bulurdum. İnsan eli değmemiş, hiçbir şeyin cetvelle çizilmiş gibi düzgün olmadığı, sessizliğin içinde bile ses bulabileceğin bir parça doğa. Yaratıcılığın, renklerin, uyumun, uyumsuzluğun, acının, tatlının, duyguların, düşüncelerin yaşayabileceği bir parça doğa.     
    Yapacağım şey tam da bu olurdu. Bu bir parça doğanın parçası olmak. Yapacağım şey tam da bu olurdu evet. İşte bunun adı ‘’yaşamak’’.