Konusu " Eğer teknolojinin tüm gereksinimlerinizi karşıladığı, çalışmak zorunda olmadığınız bir dünyada yaşıyor olsaydınız, yaşam seçimleriniz neler olurdu? "

Yazar Rumuzu:hayat6868
Eser Sıra Numarası:260213eser02





                                                HAYATIN ARASINDA
      Uyandım...Aydınlık bir sabah; yalnızım. Yatağımın başucunda yüzlerce düğme. Kalkmalı mıyım? Bilemiyorum. Her şey o düğmelerden birini seçmeme bakıyor. Çok sıkıcı...Yüzlerce seçenek...
Giyinmeliyim artık, öğlen olmak üzere...Giyinme odamda bir monitör önündeyim.Kırmızı, siyah yok yok kareli. Rugan mı, süet mi? Bu takıma hangi gözlük acaba; baş o tuşa... Tüm ayrıntılar tamam.Artık çıkmalı dışarıya. Ağaçlara ne olmuş!? Artık oksijeni de mi o garip aletler yapar olmuş? Güneş..!Sanki ısıtmıyor içimi. Yürümüyorum aslında yol kayıyor. –Mış gibi yapmak yetiyor. İlerliyorum. Kuşlar dalları yok edince ölmüş; yerine derinden bir müzik dinletisi sunuluyor. Aynı şey mi? Bilmiyorum...
Arkadaşımı düşünüyorum; ne yaptığını görebiliyorum. Gelmelisin diye geçiriyorum içimden, ışınlanıyor. Harika bu diye geçiriyorum içimden. Orjinal bir farklılık yaşamamış olduğumuzdan bu heyecansız güne dair konuşupta paylaşacağımız hiç bir şey yok...
Ne bir şiir okumuşuz içimizi burkan ne de bir şarkı dinlemişiz tek kulaklığı paylaşıp gözlerimizdeki duyguları sezerek. Sabah elimizi yağlandırarak bir tost keyfi yapmamışız. Annemiz arkamızdan döktüğümüz kırıntıları süpürürken homurdanmamış hatta terlik atmamış arkamızdan. Çünkü tüm bunları tek bir düğme ile halleden bir teknoloji var hayatımızda. Mutluyuz. Öyle miyiz gerçekten?
Akşam oldu yine. Tek kapsül mü içsem ki? Doyarım o doz yeterli oluyor. Anneannemin annesigil kocaman sofralar kurarlarmış. Etrafında baba gelince saygıyla oturulup yemek! yenirmiş. Ay ne saçma adetler, tamam...
Gülmeyi bilmiyoruz biz ağlamayı da. Makineleşmek böyle bir şey işte. Sevgiliye yazılan ve ölene dek saklanan o mektupların yerini duygudan uzak iletiler veya gizli bir çip yapar olduğundan beri çok şeyin anlamını yitirdi.
İşte yine akşam olduğunu gösteriyor ibre...İş yok ki yorulmadım. Her şey makinelerce hallediliyor. Binlerce rahat etrafında. Tek bir işaretimize bakıyor. Tüm işler yapılmakta. Ya ben? Teknolojinin hizmetindeyim. Asıl beni esir alan onlar, çiçek bile koklayamıyorum. Yapay güzellikler sarmış etrafımı. Evime geldim. Hani kapı açılınca anne evi kokusu gelir ya burnumuza...yani bu şöyle olur.Kuru fasulye kokusunu daha dış kapıdan alırsınız da yüzünüzde güzel bir gülücük ve hoşnut olma sarardı ya... O... Yok öyle şimdi. Anlamsız bir ev kimselerin olmadığı. Sizi hoşgeldin diye karşılar. Donuk... Espirisiz. Tümüyle gergin girersiniz o eve. Bu kısır döngü böyle sürer gider. Gelecek ise düne dönük hayallerim yok ki benim.  Ulaşamayacağım hiç bir şey yok. Egolarım artmış ama yalnızlaştırılmışız. Eksik bir şey var...Tatsız tutsuz, anlamsız, yavan bir dünya...Her şey o denli tam ki kurulabilecek geleceğe dair hayalim bile kalmamış.      
      Tercihim bu gelişmişlikten yana olmazdı sanırım. Kimilerine göre “ohh...ne keyif yan gelip de yatarım” olabilir. Ama ben bilemiyorum. Terlemeden , elim toprağa değmeden, yağmurun altında ıslanmadan, annemin gözyaşlarımı silmediği, kalbim heyecandan ağzımdan çıkacak gibi olmadığı bir dünya ... Yok yok bana uygun değil. Bir bebeğin minicik elini tutup da hoşgeldin deme hazzı hiç bir şey de olmasa gerek. Zorluklar, mücadale etmek;  insanı insan yapar. Yoksa hayat neye yarar.?