Konusu " Eğer teknolojinin tüm gereksinimlerinizi karşıladığı, çalışmak zorunda olmadığınız bir dünyada yaşıyor olsaydınız, yaşam seçimleriniz neler olurdu? "

Yazar Rumuzu:yeşil7939
Eser Sıra Numarası:230213eser26




                                                  İKİ KİLİT BİR ANAHTAR
       Yıl 2112... Emek ve özveri dünyamızı arkasına bakmadan terk edeli epey oldu. Fiziksel ve kişisel farklılıklarımızı ortadan kaldıran teknolojinin zararlarını fark etmemiz biraz zaman aldı. Bu yüzden insanlık adına yapılacak pek bir şey yok. Bizi kurtarabilecek olan ise bireysel seçimlerimiz; yani her şeyin mümkün olduğu sanal bir dünya mı yoksa bir parça akıl ve büyük miktarda terden oluşan, engellerin ve başarısızlıkların ders alındığı bir dünya mı?
Şimdi görünmez olup,  dünyadaki seçimlerimiz ve sonuçlarını görebilmek için sessizce ıssız sokaklarda gezip nelerle karşılaşabileceğimize bir bakalım. Şiddetli esen rüzgâr bizi büyük bir odaya sürüklüyor. Etrafa bakınıyoruz. Çeşitli akıllı aletler, bembeyaz duvarlar, soğuk bir sedye ve yerinde oturmuş keyfine bakan bir bayan. Tüm bunlar ancak hastaneye ait olabilir. Doktor olduğunu düşündüğümüz bayanın kocaman ve üzerinde çeşitli düğmeler bulunan makineye giren hastalarla çok da ilgili olduğu söylenemez. Hastalar makinedeki muayeneden çıktıktan sonra doktorun elindeki tablet bilgisayardan hastalığın teşhisine uygun ilaçlar çıkıyor. Doktor bayanın(!) yaptığı tek şey ise bunları hastasının elindeki tablete göndermek.  Nedense yüzüne bakınca karşılaştığım donuk gözler hasta değilsem de beni hasta etmeye yetiyor. Zavallı hastaların hallerini düşünemiyorum. Bana göre bu insanların bir makinenin muayenesinden öte sevecen yüz ve biraz ilgiye ihtiyaçları var. Bir doktorun yaptığı tek şey insanların hastalıklarını teşhis etmek değildir. Gerektiğinde ailenin bireyi olurlar, gecenin bir yarısı ateşini düşüremediği bebeği için çaresizce telefona sarılan annelerin kurtarıcısı; aşıdan korkan küçük çocukların pamuk eli; hastane koridorlarında geceler boyu bekleyen hasta yakınlarının kalplerine güzel haberleriyle su serpen ve aldığı gülücüklerle güçlenen yegâne halk kahramanı değil midir? Açıkçası bu zeki doktorun (!) hangi üniversiteden mezun olduğunu ve onu mezun eden eğitimcilerin nasıl bir iç dünyalarının olduğunu bilmek isterdim. Herhalde doktor değil de robot yetiştiriyorlar. Ağzından tek laf çıkmayan ilgili doktorumuzun yanından ayrılıyoruz.
Hızlı adımlarla sokakta dolaşırken yan binadaki mimarlık bürosu gözümüze çarpıyor. Değişik el komutlarıyla karşısındaki kocaman ekranı hareket ettirenin kim olduğunu merak ettik. Büyük büroya şöyle bir baktığımızda odanın diğer ucunda ayaklarını masaya dayamış bir eliyle büyük ekrana komutlar veren, diğer eliyle de dumanı tüten kahvesini yudumlayan bu beyefendinin mimar olduğunu anlıyoruz. Ben mimarların gece gündüz bir sürü çizim yapıp değişik yapılar tasarladıklarını sanırdım. Bu adamın çizim yapıyor gibi bir hali yok! Nerede cetveli sıkmaktan yara olmuş eller, parçalanmış silgiler, nerede ağzına kadar eskiz çizimlerle dolu çöp kutusu? Bunlar bir yana o özendiğimiz dokunamadığımız güzellikteki özel kalemlerden bile göremiyoruz. Bir bilgisayar gerçek bir insanın hayal gücünün yerini tutabilir mi ki? Makinenin yaptığı çizimlerde ruh yok, ahenk yok! Yapılan tasarımlardaki tek kusur kusursuz olması. Mimarlara söylenen övgü dolu sözlerin asıl amacı o minicik pürüzü tebrik etmektir. Eğer o pürüz olmazsa o mimarı özgün ve farklı kılan da hiçbir özellik olmaz. Buradan gerçekten de çok sıkıldık. Koskoca dünya da elini daha fazla kullanan meslek modeli yok mu?
Birden “tak tak tak!”sesleriyle irkildik. Bu ses bir makineden geliyor olabilir mi? Hayır, hayır. Şimdiki makineler artık süper sessizler.
Kafamızda vızıldayan düşüncelerle sesi takip ederken yetenekli(!) heykeltıraşlarımızın o becerikli elleriyle yapacakları heykelin tasarımını makineye yükledikten sonra sandalyelerine kurulduklarını gördük. Bir sonraki odada ise güzel bir bayan burnundaki taş tozu, eski püskü kıyafetleri, nasırlı ve bir o kadar da dikkatli ince, zarif parmaklarıyla taşı yontmaya çalışıyordu. Taşın iç kısımlarına geldiğinde eline küçük bir törpü alıp derin bir nefes çektikten sonra çapakları temizliyor. Onu izlerken o kadar mutluydum ki anlatamam. Kendisine içecek bir şeyler getiren arkadaşına kocaman bir gülücük gönderdikten ve kısa bir sohbetten sonra işine devam ediyor. Galiba bayağı vakit geçirdik ki karnımın gurultusunu duydum. Burnuma nefis kokular geliyor. Hemen takibe başladık. Kendimizi alt kattaki yemekhanede bulduk. Dijital ocak ve fırınlar çeşit çeşit krema makineleri başında herkes canla başla çalışıyor. Pardon tuşlara basıyor. Derin bir iç çekişten sonra gözüme küçük bir köşede çalışan genç bir aşçı ilişti. Mesleğinde acemi değilmişçesine ustalıkla bir şeyler dilimliyor. Arada bir tencereyi karıştırıyor. Diğer tecrübeli(!) aşçılara baktığımızda hissettiğimiz hayal kırıklığı, bu genç aşçıyı görünce kayboluyor. Uzun bir süre yemeğiyle uğraştıktan sonra telaşla etrafına bakındı. Yemek enfes görüyordu. Genç aşçı elindeki bir tutam naneyi dikkatlice yemeğin üstüne bıraktı. Yorgunluğunun gülücükle noktalandığı bir finaldi bu. Yaptığı muhteşem tabloya bakan bir ressam gibi yemeğine bir süre baktı. Yüzündeki gurur görülmeye değerdi. Çünkü bu yemek sadece bir besin değildi. Çabanın ve sonunda verdiği keyifli başarının bir simgesiydi. Bizim gibi diğerlerinin de dikkatini çekmiş olsa gerek makinelerin başından ayrılıp gelen tecrübeli(!) aşçılar gözleri dolu dolu elleri acıyana kadar bu genci alkışladılar.     
      Bu güzel yolculuğu başlatan rüzgâra teşekkürlerimizi sunduktan sonra kalbimizdeki garip duyguyu adlandırmaya çalıştık. Fiziksel ve kişisel özelliklerimiz, tarzımız, duygularımız, gözyaşlarımız, gülücüklerimiz, bazen komik olan ve kahkahaları beraberinde getiren ilginç yüz ifadelerimiz. İşte bunlar bizi özel ve farklı yapan özelliklerimizdir. Teknolojinin getirdiği yararlardan faydalanmamak mümkün değil ancak bizi değiştirmesine izin verirsek hem teknolojinin yararlarını hem de güzel dünyamızı yok etmiş oluruz. Bu gelişen çağda doğru seçimler yapmalıyız ve bazen bir tutam nanenin bazen de burnumuzun ucundaki bir parmak taş tozunun bize doğru seçimi gösterecek küçük bir sihir olduğunu kabullenmeliyiz. Kim bilir sihir nerede nasıl saklanmış seni bekliyor?