Konusu " Eğer teknolojinin tüm gereksinimlerinizi karşıladığı, çalışmak zorunda olmadığınız bir dünyada yaşıyor olsaydınız, yaşam seçimleriniz neler olurdu? "

Yazar Rumuzu: yazar1219
Eser Sıra Numarası:200213eser18




                                                      RESİMDEKİ GİZEM
       Önümdeki duvara bakıyorum, elimde kadehimle.Çok kalabalık ama çok yalnızım o sırada. Tek bir tablo, beni burada böylece tutan…Derinlerde, çok derinlerde bulduğum o gizem çekiyor gözlerimi daha da derinlere. İnsanlar geçip gidiyor önünden, farketmiyorlar bile onun oradaki varlığını. Hissetmiyorlar o kokuyu, anlayamıyorlar içindekileri. Bakıyorlar ama boş…Öyle ki, çok etkiledi beni bu resim. İçinde bulduklarım sardı beni, ele geçirdi ressamın elinden çıkanlar.Ve bir müddet sonra ben de artık o ressamın bir eseriydim. Artık o resimdeydim ben de, kelimenin tam anlamıyla içine çekmişti beni o resim…
Resimdeki insanlar oturuyorlardı. Evet evet, sadece oturuyorlardı. İlk bakışta tek anlaşılan bu. İnsanların gözlerine baktım. O an sanki elim ayağım donmuş gibiydi. O gözler…O gözler anlamsızca bakıyordu, öylesine boş, öylesine amaçsızlardı ki…Adeta filoları yakıp yıkmışlardı bilinmeyen denizlerde. Sevdikleri, değer verdikleri her şeyi gömmüşlerdi kireçli topraklara…Bir demirin üzerindelerdi. Bir değil, birçok gri vardı o resimde. O üç insan dışında yaşayan hiçbir şey yoktu orada. Gerçi o insanların da yaşadıklarından pek bir şüpheliyim. Grinin değil, kaybolmuşluğun tonlarıydı o tüm metaller.Kaybettikleri, kaybettirdikleri tüm renkler sıkışmıştı o grilere. İçlerine çektikleri, o insanların ruhlarıydı, heyecanları, yaşamları, hareketleri, kim bilir belki de yorgunluklarıydı ama öyle mutluydular da.O resimden anladığım en net şey, iletişimi bitirmişlerdi o ileri iletişim grileri, hareketi bitirmişti o hareketli taşıyıcılar, temizleyiciler…Eğlenceyi bitirmişti o tüm oyun grileri… Bizim tüm işimizi bitirmişlerdi onlar, bize hiçbir şey bırakmamışlardı…Hiçbir şey…
Çizgi filmlerdeki o kötü canavarlar gibi çekip almışlardı o ruhları. Tüm enerjiyi vakumlamıştı enerji santralleri. Sağlık da yoktu o resimde. Kan çanağına dönmüş o zombi gözlerle, yarıçapı 40 cm. olmuş o göbeklerle, içi hava dolu bedenler görüyordum resimde.  Mutsuzluk kokuyordu buram buram. Onu da yok etmişti o aletler… Her yer, her köşe elektrikti. O kadar çok kablo, o kadar çok anlam veremediğim şekil vardı ki o resimde… İnsanlar, o aletlerden daha gerginlerdi. Daha fazla yük taşıyorlardı… Resme girip çıktığım o beş-altı dakikalık zaman içerisinde,  farkettim ki benim bile tüm enerjimi çalmıştı o resim… Bunun hayalini kurmak bile yormuştu beni.  Hayal değil, bu resmen bir kabustu. Bunun beni bu denli etkileyebileceğini tahmin etmezdim ama resmen çarpılmışa döndüm. Ne yapabilirdi ki o insanlar? Ne yapılabilirdi ki o insanlar için? Orada oturmak dışında görevleri neydi şu hayatta? O griler, insanların yerine her şeyi yapıyorlardı zaten. İş yok, sorumluluk yok , görev yok, bir şeyi uzun uğraşlar sonunda başardığımızda hissettiğimiz o tatlı yorgunluk yok… Şu hayatta, katkı sağlayabilecekleri hiçbir şey yok. Kendileri için dahi yapabilecekleri, grilerin açma tuşuna basmak dışında koca bir hiç.
      Yırtıp atasım geldi o resmi. Kurtarayım o insanları dedim içimden. Nasıl bir dünya böyle olabilirdi ki? Kim böyle bir hayat isterdi? Bu ressamın derdi neydi? Bu resmin anlamı ne? Diye düşüncelere dalmıştım. Daha fazla katlanamam dedim ve resmi bırakıp, yola devam edecekken, tablonun köşesinde, ressamın imzası dikkatimi çekti : ‘Gelecekten Sevgilerle…’