Konusu " Eğer teknolojinin tüm gereksinimlerinizi karşıladığı, çalışmak zorunda olmadığınız bir dünyada yaşıyor olsaydınız, yaşam seçimleriniz neler olurdu? "

Yazar Rumuzu:teşebbüs0202
Eser Sıra Numarası:230213eser34




                                        SİSYPHOS’UN KAYASI “KUTUP YILDIZI 

-Neden?

-Bilmiyorum. Nereden geldiğimi, nereye gittiğimi; Neden yaşayıp neden öldüğümü bilmiyorum…

M.Ö. 6 yüzyılda Antik Yunan, Balkan ve Batı Anadolu coğrafyasının cömert ve bereketli topraklarında,  çağdaşlarının ötesinde bir yönetim anlayışı ile büyük bir ekonomiye ve refaha kavuştu. Çağın mevcut anlayışı ve hayata dair sahip olunan bilgi birikimi zengin yunanlıların yaşamsal faaliyetlerini kolaylaştırmak için “köle” kullanmalarına neden oldu. Gündelik hayatta insan organizmasının temel ihtiyaçlarının zahmetsiz şekilde karşılanması durumu Yunanlılara sorgulama ve merak duygusunun peşinden gitme kudreti verdi.  Günümüz dünyasının yapılandırılmaya başlandığı zamanın temelini atan Thales, Anaksimendros ve Anaksimenes işte bu zahmetsiz yaşantının kıymetli sonucu oldular. İhtiyaçlarının karşılandığı bu yaşamsal boşlukta ki anlamsızlık; boşa çıkan bolca zamanını merak duygusu ile harmanlayan bu “Bilgeliği Seven” insanlarda ki tezahürünü, felsefenin doğuşu şeklinde gösterdi.  Tarihte insanlar buna benzer bir durum yaşayarak felsefeyi bize armağan etmiş olabilirler ancak 20. Yüzyıl gibi bir asrı aşarak yaşamını idame ettiren bir toplumun veya toplumu tesis eden bireyin yaşantısını merak etmeliyiz.
Ahmet Şerif İzgören, “Kutup yıldızı olmayan kişi, kaybolmuş birisidir” der. Yaşadığını ve nefes aldığı yeri bildiğimiz birisi nasıl kayıp olabilir?
Mohandas Gandi der ki:
“Düşüncelerinize özen gösterin, onlar eylemlerinize, alışkanlıklarınıza ve nihayet kişiliğinize dönüşür.” Eğer akciğeri delinmiş birisi olsaydım düşünebileceğim tek şey oksijen göstergesinin yeşil olması olurdu. Kabil’de geceyi dolunay yerine bombaların aydınlattığını görseydim düşünebildiğim güneşin getirdiği sabahı görebilmek olurdu. Amerika’da bir lisede okusaydım hangi kıyafeti giymem gerektiğini, nasıl popüler birisi olup saygı görebileceğimi düşünürdüm. Gandi’nin sözünde ki doğruluk inkâr edilemez ancak düşünceler ve buna bağlı olarak şahsımız genel olarak ihtiyaçlarımıza göre şekillenir.  Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisini hayat dediğimiz yaşantıya uyarlarsak, dünya insanlarının temel ve tek gayesinin piramidin bir sonraki basamağına çıkmak için mevcut basamakta ki ihtiyaçlarını karşılama çabası olduğunu görürüz.  Piramidin basamakları arasında nefes alan ve güneşi bekleyen insanların her biri bir üst kata bakarlar. Peki,  hayatta ki tüm ihtiyaçlarını karşılayarak piramidin zirvesine çıkmış olanlar ne yapar?
“Gökyüzüne bakar…”
Hades, nihayet Ölüler Ülkesine getirilen Sisyphos’a bağırarak: “Sen, Sisyphos. Sen Zeus’a karşı geldin, sen beni kandırdın ve şimdi, yaptıklarının cezası olarak bu kayayı Olimpos Dağı’na çıkarmaya mahkûm edildin” der.  Sisyphos bu komik cezaya güler ve kayayı dağa çıkarmaya başlar. Epey bir uğraştan sonra zirveye ulaşmak üzere iken taş aşağıya yuvarlanır, bu durum birkaç kez tekrar eder. İşte o zaman Sisyphos, kayayı çıkarmaya değil sonsuzluğa mahkûm edildiğini anlar.  Sisyphos’un hikâyesi her ne kadar sonsuzluğa uzanan bir cehennem azabıymış gibi görünse de aslında diğer yüzünde hayatın temel kuralını gizler. Kanıksamanın hissizleştiren tarafına inat mutluluğun hüznü doğuran kısmıyla her daim hayatı yenileyerek yaşanılası kılar.
 Dağın zirvesi mutluluk, etekleri keder, kaya insanın ruhu olsaydı eğer, hayat; iki basit nokta arasında devinimsel olarak kat edilen mesafeden ibaret olurdu. Hayat dediğimiz yaşantı, insanoğlunun ruhunu mutluluk ve keder arasında ki sürüklenmesini zapt etme gayesidir. Sisyphos’un sonsuzluğa uzanan devinimi, bizim ömür dediğimiz sınırlı zamana bu şekilde yansır.  Piramidin bir üst basamağına çıkabilmek için her gün kayayı dağın zirvesine taşır ve kaçınılmaz ki kayayı düşürür. Düşürmesi iyidir keza zirveye çıkacak bir kaya yoksa basamakları tırmanarak gökyüzüne ulaşılacak piramitte yoktur.
İnsanın eylemleri düşüncelerinin neticesi, düşüncelerin sebebi ihtiyaçlarıdır.  Âdemoğlu, ömrü boyunca ihtiyaçlarını karşılama gayesi ile çabalarken farklı şeylere ihtiyaç duyar.  Karşılanan her gereksinimin yeni bir eksikliği doğurduğu bir kısır döngüyle aldığı nefesi anlamlı kılar.  Sisyphos’un kayayı dağın eteklerinden zirveye sürüklediği gibi insanda ruhunu mutluluktan kedere taşıyarak yaşama güdüsünü korur.  Hayatı bu basit denklemin sürekli tekrarları ile geçirerek onu değerli kılar. Asla ulaşamayacağı ama uğrunda çabalayacağı hedefler edinerek kutup yıldızına bakar ve kendini kaybetmesine mani olur.
İnsanoğlu eğer piramidin basamaklarını hızla çıkıp gökyüzüne baktığında sahip olamayacağı hiçbir şey göremezse kutup yıldızını kaybeder. Eylemlerini niteleyecek ve yönetecek düşüncelerden mahrum kalarak kutup yıldızının yitip gittiği, milyarlarca yıldızın kadim zamanlardan bu yana yenemediği derin karanlıkta kaybolur.  Bunu en yalın ve açık şekilde Bernand Shaw şu şekilde ifade etmiştir: “yürüdüğünüz yolda bir engel yoksa o yol sizi hiçbir yere götürmez!”
O zaman her gün zorlanarak kayayı zirveye çıkarmaya çalışmak hayatın kendisidir ve kaya düştüğü sürece bu hayata dair ihtiyaçlarım, amaçlarım, düşüncelerim ve eylemlerim olacaktır. Kaya zirveye çıkar, ihtiyacım kalmazsa eğer; hayat sona erer… 
Benim yerime kayayı dağa çıkaracak, benim adıma mutlu olup üzülecek, nefes alıp güneşi bekleyecek elektrikle surete bürünmüş metal parçaların bulunduğu bir dünyada yaşasaydım, yapacağım şey kayayı zirveden aşağıya itmek ve benliğimin karşısına oturmak olurdu.

-Neden?

-Bilmiyorum. Hayatın ne olduğunu, yaşayıp yaşamadığımı bilmiyorum. Kutup yıldızım nerede, sanırım kaya zirvede…