Konusu " Eğer teknolojinin tüm gereksinimlerinizi karşıladığı, çalışmak zorunda olmadığınız bir dünyada yaşıyor olsaydınız, yaşam seçimleriniz neler olurdu? "

Yazar Rumuzu:sinema kedisi1313
Eser Sıra Numarası:230213eser03




                                                    GELECEKTEN ÖNCE
     Teknolojinin günümüzde çok önemli bir yer tuttuğu şüphe götürmez bir gerçek. Her geçen yıl, aklımızın almadığı yeniliklerle karşımıza çıkıp, bir nevi “oyun malzememiz” haline geliyor.  Haberleşmemiz bir kıta ötedeki kişiyle bile kolayca gerçekleşiyor. Bu yazıyı bile yaşı 100’den az olan “müthiş” buluş, bilgisayar ile yazıyorum.
Yaşadığımız yüzyılın “bilgi çağı” olarak nitelendirilmesinde de teknolojinin gelişiminin etkisini görüyoruz. Ne var ki, bu gelişimin arkasında yoğun bir çaba ve çalışma yatıyor. Basit bir sorundan, insan yaşamını kolaylaştıran bir icat çıkabiliyor. Bir icadın taslağı yüz yıl önce yapılıyor, ardından üzerine eklenerek “müthiş” buluş boyutuna geliyor. Bir bakıma, bu icatlar içinde yaşadığımız dünyanın insanlarının ortak çalışması olarak ortaya çıkıyor. Hiç fark etmeden ortaklaşa çalışıyoruz aslında…
Teknoloji 21. yüzyılda bile bu kadar gelişip, ihtiyaçlarımızı karşılayabiliyorsa gelecekte bizi neler bekliyor olacak? Tahminimce, en az bir yüzyıl sonra teknoloji ihtiyaçlarımızı karşılamanın ötesine geçecek ve biz artık hayatımızı sürdürmek için çalışmaya bile gerek duymayacağız.
Bu incelenmesi gereken bir konu tabii ki. Gerçekten her günü Pazar günü gibi yaşamanın bize bir katkısı olur mu? Her gün tatil ve rahat…2008 yapımı “Wall-E” filminde de bu konuya el atılıyordu. Gelecekte insanlar dünyayı bir çöplüğe çevirip, bir anda buradan kaybolurlar. Terk edilmiş dünya ve bir robot. İnsanlar ise artık sadece oturdukları için biçimsiz ve “aşırı” kilolu vücutlarıyla, “hiçbir şey” yapmamaktadırlar.
Bu tabii ki bir varsayım…Teknoloji değerlendirilirse bir mucizeye, hatta insanın ikinci beynine bile dönüşebilir. Olaylar etrafımızda hızla gelişirken, artan farkındalıklarımızla teknolojiyi lehimize çevirmek bizim elimizde.
Sanırım benim senaryom daha farklı olacak. Şöyle ki:
“Yıl 3000. III. Dünya Savaşı 5 yıl önce bitmiş, ne var ki dünya hala kendini toplamaya çalışıyor; çünkü gelişen nükleer silahlar yüzünden bayağı hasar görmüş. İnsanlar savaş yüzünden kendi ülkelerinden kaçmışlar ve bir uzay üssüne -10.000 kişilik- yerleşmişler. Savaşın devam ettiği süre boyunca da burada dünyayı nasıl kurtarabileceklerini ve eski haline dönüştürebileceklerini düşünmüşler. Günlerce… Daha doğrusu bunu kendileri değil, onlara yardımcı olan klonları yapıyormuş. Bu kahramanlarımız da aslında derin bir uykudaymışlar.
III. Dünya Savaşı’nın da robotlar tarafından gerçekleştirildiğini söylememe gerek yok sanırım. Başlarındaki “büyük” beyefendiler ve hanımefendiler de sadece bir düğmeye basıp, olayların akışını değiştiriyorlarmış. Ne var ki, akıllarından bu savaşı durdurmak hiç geçmiyormuş.
Düşünen klonlar da bir süre sonra düşünmeyi bırakmış. Savaşın akışını değiştiren “büyük” insanlar da düğmeye basmaktan o kadar yorulmuşlar ki, robotları daima “Yık” durumunda bırakmışlar. İşte o zaman, o kadar büyük bir patlama çıkmış ki, uykudaki insanlar derin bir esnemeyle uyanmışlar. “Büyük” insanlar da bu gürültünün öğle uykularını engellediği fikrinde ortak bir noktaya vararak robotları “Yık” durumundan “Son” durumuna geçirmişler.
Bu uzay üssündekiler de 5 yıl boyunca dünyayı eski haline dönüştürmek için uğraşmışlar. Teknolojiyi kullanarak, geçmişe dönmenin yolunu bile bulmuşlar. –Dünyayı kurtarmak için atalarından öğütlere ihtiyaçları varmış çünkü- Hatta bu yazının yazıldığı geceye dönüp, bu satırları bile okumuşlar…”
İnsanoğlu, yaşamı boyunca birçok evreden geçiyor. Bebeklikten başlayıp, çocukluğa, ardından yetişkinlik dönemi, altın çağlar, yaşlılık ve olgunluk çağı, en sonunda ise bu maceranın sonu olan ölümün gelişi. Ben dünyanın da bu evrelerden geçtiğine inanıyorum.Yaşanan evrelerin isimlendirilmesi ise daha göreceli oluyor haliyle. Hangimiz gerçekten altın çağımızı yaşıyoruz?
İşte bu yüzden de bir yetişkinin bir çocuktan zeka ve olgunluk bakımından farklı olması gibi, gelecek de bugünden farklı olacak. Belki “bilinç” olgusu bambaşka bir boyuta geçecek ve algılar geçmiştekinden daha geniş olacak. Fakat unutmamalı ki, her yetişkin bir çocukluk evresinden geçmiştir ve çocukluğu yetişkinliğini de etkilemiştir. Günümüzde yaşananlar geleceğe köprü olacak ve önderlik edecek.
O yüzden işte şu “an” bizim için en değerli zaman. Belki dünyaca çocukluğumuzu yaşıyoruz ve hala büyümeyi bekliyoruz.
Şu an, bir şeylerin olması için çalışan insanlar olduğu gibi, gelecekte de olacak diye düşünüyorum. 3000 yılındaki insan, teknolojinin geliştiğini hissetmeyecek, çünkü onun hayatının kesiti 3000 yılından başlayacak, 2013’ten değil ve o da daha iyisini isteyecek, daha gelişmişini.
      Belki bir dinlenme evresi olacak insanlığın; fakat asla kendini durdurmayacak. Tıpkı doğumundan ölümüne kadar tek bir saniye çalışmadan durmayan beyni gibi…