Konusu " Eğer teknolojinin tüm gereksinimlerinizi karşıladığı, çalışmak zorunda olmadığınız bir dünyada yaşıyor olsaydınız, yaşam seçimleriniz neler olurdu? "

Yazar Rumuzu: senarist2496
Eser Sıra Numarası:200213eser09




                                                       BENİM DE PLANLARIM VAR
      Küçükken herkes gibi ben de ‘’Jetgiller’’ çizgi filmini izlerdim. Evlerinde dünyanın teknolojisi vardı ama yine de aile olmayı başarabilirlerdi. Sözüm meclisten dışarı, ellerine sahiplerinden daha zeki telefonlarını alıp bir köşeye çekilmezlerdi! Adamların robot köpeklerinden tutun da uçan arabalarına kadar her türlü alet edevatları mevcuttu. İşin ilginç tarafı, siz gidin o kadar teknolojik icat yapın, eliniz sıcak sudan soğuk suya değmesin ama hala sabah yedi, akşam altı çalışın.
Diyelim ki teknoloji gelişti, petrol savaşları durdu, insanlık huzura erdi, evde dolaşıp ellerinden her iş gelen hamarat robotlar icat edildi ve her türlü işimizi gücümüzü teknoloji karşılıyor. Hayal etmesi bile güzel! Okula gitmeye falan gerek yok, sağ olsun bizim robotlar telepatik yollar ile beynimize bilgi yüklüyorlar. “Ev hanımlığı zor zanaat” diye dövünüp duran ev hanımları! Kendiliğinden temizlenen yemek takımları, leke tutmayan nano teknoloji harikası elbiseler varken ne gerek var ev işine? Gençler! Kız/erkek arkadaşınız, yavuklunuz, sevgiliniz, sözlünüz ya da nişanlınızla buluşmak için saatlerce uğraşmaya, hatta kalkıp bir de oraya gitmeye ne gerek var? Gönderin robotunuzu, o gitsin buluşsun. Hatta karşı taraf da robotunu göndersin, siz evde otururken onlar sizin yerinize gezip tozsunlar. Yıl olmuş 2050, bayram ziyareti, ev gezmesi mi kalmış? Üç boyutlu hologramlarınızı gönderin eşe dosta, olmadı telepatik ileti zımbırtısıyla anneanneniz birden zihninde sizin sesinizi duysun. Kadıncağızın yüreğine inmezse ne ala! Alışverişe, dışarı çıkmaya, spor yapmaya, gezmeye, hatta hareket etmeye bile artık hacet kalmadığından, az biraz tombullaşacağız ama düşüncelerimi okuyan bilgisayar çıkmış, onu mu dert edeceğim?
İki- üç ay önce okuduğum bir gazete haberine göre eğer insanlar, insanlar teknolojiye bu denli bağımlı olmaya devam ederlerse ileride -nereden baksanız bin yıl sonra- evrimleşip şu ankinden çok daha farklı insanımsı bir şeye dönüşecek. Bu haberin yanında da ilk başlarda Yüzüklerin Efendisi’ndeki Gollum zannettiğim yeni eciş bücüş insan modeli vardı. Gelecekteki insanlar için bu şahıs, bir Brad Pitt ya da bir Angelina Jolie olur mu bilmem ama bizim için gece görseniz hatta da gündüz de görseniz korkacağınız, estetizm ve güzelliğe tepki olarak doğmuş bir yaratık olduğu kesin. Minnacık, kapsül şeklinde yemek yemekten küçücük kalmış bir ağız, klavye tuşlarına basmaktan upuzun olmuş parmaklar, bilgisayar ekranına bakmaktan “dana gözü” deyimine yeni bir tanım getirecek gözler, sandalyede oturmaktan bükülmüş bir bel ve kocaman kel bir kafa! Ne yazık ki bu,  buzdağının sadece görünen kısmı. Zira etrafı teknolojik bir sürü ıvır zıvırla doldurulmuş bu hilkat garibesinin aşırı radyasyondan mütevellit ikinci burnu ya da üçüncü bir kolu çıkma olasılığı da cabası! Peki, şimdi sakince arkanıza yaslanın ve düşünün: 3000’li yıllardayız. İnsanlar yeni bulunan bir ilaç sayesinde 200-300 sene yaşıyorlar. Siz de artık torun torba sahibisiniz. Ama sadece ikinci kuşak değil, torununuzun torununun torunu! Ortalıkta mutasyona uğramış, yukarıda bahsettiğim neslin küçükleri koşuşturuyor. Tek gözlü mü ararsınız, sekiz kollu mu istersiniz… İnsan aklını oynatır yani! Halk arasında itici, sevimsiz insanlar için kullanılan bir tabir vardır: “Evlat olsa sevilmez.” Torununun torunu olsa dahi sevilmez bunlar!

İnsanoğlu doyumsuzdur, isterseniz kaşınan yerini bulup da kaşıyan yastık icat etsinler yine de yenisini ister ya da sıkılıp atar. O yüzden hiç işe gitmemize gerek kalmayacak kadar gelişse de teknoloji, bir süre sonra insanlar bıkıp iş arayışına girecektir. Tüm kamuya hizmet işleri tek elinde on parmaklı robotlara verildiğine göre insanlar için de daha insan odaklı işler düşüyor. Tabi, işe güce gitmeyip tüm gün evde oturma şansınız da var lakin her ne kadar cazip gözükse de her gün tatil yapmak insanı bezdirir diye düşünüyorum. Bu yüzden yapacağım iş, azami derecede eğlenceli, bilgisayarların ya da hınzır robotların sağlayamayacağı kadar insansı, bol hareket barından ve mümkün olduğu kadar kendini tekrarlamayan, devinimsiz olmalı. 
Düşünüp taşındıktan sonra bir otelimin olmasına karar verdim. Ama tam teçhizatlı teknoloji harikası icatlar yerine eski usul ürünlerin kullanıldığı bir otel. Eski usul dediğime bakmayın, şu an ne kullanıyorsak o. Gazetede de böyle bir haber okumuştum, insanlar otelde köy hayatındaki gibi yaşıyorlar. Ahıra girip inek sağıyorlar, kümesten yumurta topluyorlar, sebze-meyve deseniz zaten bahçede. Yani anlayacağınız otelin sahipleri hem oteldeki tüm işi gücü misafirlere yaptırıp, üstüne de ’’köy konsepti’’ diye para alıyorlar. İşte bu yüzden ben de iletişimin cep telefonlarıyla sağlandığı, dokunmatik tabletlerin kullanıldığı, çamaşır-bulaşık makinelerinin revaçta olduğu, bizim için normal ama geleceğin evrim harikası nesli için ortaçağ tekniklerinden farksız bir otel açmayı planlıyorum. ‘’Madem insanlar açma/kapama düğmesine basmaktan acizler, niye gelsinler senin oteline?’’ diye düşünebilirsiniz. Fakat oteli açmak istememin asıl sebebi buydu zaten. Yukarıda da dediğim gibi insanoğlu doyumsuz, sürekli yeni şeyler denemek istiyor. Köy hayatına özenip de anneannelerinden kalma usullerin uygulandığı otele giden günümüzün insanı mantığıyla gidersek, gelecek nesilden de birçok insanın benim otele rağbet göstereceğini umuyorum!
Herkesin ikinci bir planı vardır.  Otel işinin tutmaması ihtimali olduğundan mütevellit ben de ikinci bir plan bulunduruyorum. Çünkü daha doğmamış 22. yüzyıl insanlarının ipiyle kuyuya inme fikri bir hayli cüretkâr gözüktü. İkinci meslek fikrim en az birincisi kadar hareketli, şıkır şıkır, fıkır fıkır bir meslek. Üstelik bu mesleği icra edenlerin birçoğu bunu hayat tarzı olarak benimsemiş durumda. Öyle bir meslek ki insanlığın başlangıcından beri daima var olan, revaçta… Hayır, dilencilik ya da dolandırıcılık değil: Şarkıcılık! Şarkıcılar yüzyıllardır insanların duygularına hitap ederek işlerini yapıyorlar ve makineleşen dünyada duygu paylaşımı giderek azaldığı için bu meslekte ün yapıp dünya starı olmamam imkansız. Zira bir asır sonrasının toplumu, köle robotlarının kuş kadar yapay zekâlarıyla yapamadıkları bir şeyi, müziği fark ettiklerinde kendilerinden geçip bir şeyler hissedeceklerini umuyorum!
Fikirlerimi dikkate alan şimdinin ve gelecek asrın insanları, mütemadiyen sağlıcakla kalınız…
    Ve perde!