Konusu " Eğer teknolojinin tüm gereksinimlerinizi karşıladığı, çalışmak zorunda olmadığınız bir dünyada yaşıyor olsaydınız, yaşam seçimleriniz neler olurdu? "

Yazar Rumuzu: prenses8642
Eser Sıra Numarası:130213eser02




                                              TEKNOLOJİ ARTIKLARI HAYATIMDA FAZLALIK
     Yıl 2064 mutluluğun etrafı siyaha boyanmış kavanozun içine saklandığı,sıkıntıların arttığı,dünyanın tadını insanların değil de robotların çıkardığı,çocuk adındaki küçük insanların taze düşleri teknoloji denen canavarın ayakları altında ezildiği bir fanusta yaşıyorum adeta.Seçim şansım yok,oldukça da mutsuzum.Boğazımda  düğümlenmiş yarım hayaller çöplüğüm hayatımı günden güne harabeye çeviriyor.
Bugün 68 yaşımdayım çocukluğumun babaannelerine hiç benzemiyorum yüzümde olması gereken tecrübe çizgilerim yok  saçlarım da öyle bir babaanneye benzemiyor hala ilk günkü gibi,şakaklarımda da karlar yok,ne burnumun üzerinde yuvarlak camlı iri bir gözlük ne de yaşlı ellerimin dostu bastonum yok çünkü tıp çok ilerledi hatta uzay çağını yaşıyor.Tek bir krem her şeyi çözebiliyor .Sonra saçlarım onları da boyayabilirim.Yani ben benliğimi kaybettim.Yapaylığımla birlikte ölümümü bekliyorum.Şanslıyız ki en azından dünyanın kuralı “ölümü “ yaşayacağız,en azından o hakkımız hala var ;fakat torunlarımın hayatlarından endişeleniyorum…Teknoloji ve artıkları sayesinde artık yerimden kalkmama gerek yok,zevklerimi yaşamamada.Canım sıkıldığında ,birilerini özlediğimde bilgisayarımı;bir yere gitmek istediğimde yürüyen egomu;ev işlerinde robotlarımı kullanıyorum.Teknoloji mükemmel planlanmış fakat bir eksik var benim için  yaşayacak birileri de olmalıydı…
Artık her günüm,saatlerim çocukluğumu özlemekle geçiyor.Biliyorum,birbirinden uyumsuz renklerdeki kıyafetler giyiyordum modayı umursamazcasına,sağlıksız şekerler,buz gibi soğuk dondurmalar yiyordum terliyken bile hasta olmayı aklıma getirmeden,saçlarım da öyle kötü,birbiri arasından kıvrılan saç tellerim minik yüzümü renklendirirdi;hani ağzınıza bir çikolata parçası atarsınızda içinden yoğun bir aroma yayılır dudaklarınızı yumduğunuzda işte tam da böyleydi çocukluğum zevkli,mutlu.Belki her köşe başını yüreğim ağzımda dönüyordum oyun oynarken işte tam da yakalanmak korkusuyla…
Lise yıllarımda da mutluydum,mesleğime dair hayallerim vardı,hemşirelik mesleğinin bir parçasına da ben can verecektim,insanların yüzündeki tebessümlerin mimarı olacaktım ben;fakat okunmuş ve kütüphanenin altın sarısı renginin toz ile uyum yarattığı rafları arasında yerimi almış gibiyim artık,bilgiliyim huzurda verebilirim fakat tozlu raflar arasında bende diğer meslek grupları arasında yerimi aldım.Hemşirelere,doktorlara hatta da öğretmenlere gerek kalmadı bizim yerimize robotlar var,hani şu cansız demir yığınları,duyguları da beyin olarak algılanmış yaratıklar…
Çocukluğumdaki yaşlılardan oldukça güzelim ve daha da güzel olmak için elimde imkanlarım var fakat ben bunların hiç birini istemiyorum artık.Taş bebekler gibi yaşamaktan da sıkıldım.Gençlik yıllarımdaki hayatımı geri istiyorum sadece.Hatta hayatın zorluklarını da dolu dolu yaşayabilirim mesela arkadaşlarımı özlediğimde onları görebilmek için bir bilgisayar kamerası olmayabilir böylece evimden gün yüzüne çıkabilir bir yerlerde buluşup  şeker tadında mutluluk kokulu sohbetler edebilirim yoğun kıvamdaki acı kahvelerimizi yudumluyorken…Sonra midem kulaklarımın duyması için bir senfoni tutturabilir,mutfaktaki buzdolabımın kapağını açtığımda boş bile görebilirim,”üşeniyorum,boş ver ”gibi kelimeler dudaklarımdan dökülmeden markete gidip bir şeyler alabilirim,sonra da onları kendi mutfağımda pişirebilirim,sevgiden oluşmuş içine mutluluk katılmış,tarifi kalbimde saklı yemekler de yapabilirim sevdiklerim için…
Artık çoğu isteğim geçmişte kaldı,her şey imkansız belki ve ben sadece oyuncağından uzak bir çocuk gibi hayaller kuruyorum…İnsanlar teknolojinin hazırlığına alıştı,mutfaktaki çeşmeden su içmek için bile emir ile çalışan demir parçalarını kullanıyorlar fakat ben çok sıkıldım !En çok da yüreğimin derinlerine işleyen mesleğimi icra edemiyor olmak.Uykusuz gecelerim,anatomi sınavları için sabahlamalarım,göz yaşlarım,heyecanımın bedenimden taşarken yazılı sonuçlarımı bekleyişlerim,sözlülerime gelen 100’lerin verdiği mutluluklarım hepsi,her şey boşunaymış,çocukluğun ve gençliğim de boşunaymış…
Ve artık ben yaşama sevincimi de kaybediyorum sanırım ve artık evden çıkmayı da düşünmüyorum.İnsanlardaki “sahte gülümseme,yolda gördüğünde selam vermeme ”hastalığı gittikçe ince bir hastalıkçasına dolaşıyor dünyamda,yarım kalan gülümsemeler,hayat sahnesinde “kötü adam” rolünde oynanmış dostluklar artık ağır geliyor,68 yaşındaki kalbim bunlara dayanmıyor.Bugün günlerden Cuma,karar verdiğim,insanların arasına çıkmayacağım,yürüyen egolardan uzaklaşacağım,sahte canavarları,demir yığınlarını,insan kılığındaki yaratıkları görmeyeceğim şekilde evimde yaşamaya karar verdiğim Cuma.Sadece de ihtiyaçlarım için dışarı çıkmak istiyorum,kremler olmadan yaşamak,özlenmek,kendi seçimlerimi kendim yapabilmek istiyorum.
      Hey! Sen,martılara simit atmayı özlediysen ben buradayım,robotlarımı camdan aşağıya fırlattım,sadece ihtiyaçlarım kadar paraya sahibim ben onun değil o benim esirim,insanlık kokan huzur kokan evimdeyim.Artık bende çocukluğumdaki gibi masumca mutlu oluyorum,ben egomu çıkardım,kurtuldum,sıra sende…