Konusu " Eğer teknolojinin tüm gereksinimlerinizi karşıladığı, çalışmak zorunda olmadığınız bir dünyada yaşıyor olsaydınız, yaşam seçimleriniz neler olurdu? "

Yazar Rumuzu: pia5151
Eser Sıra Numarası:200213eser13



                                                     BİZE AİT BİR MASAL
      Bir serzenişinde Mevlana İdris Zengin ; ‘’Biliyorum/insanların birbirinden yabancılığı büyüyecek/dünya küçüldükçe/biliyorum, telefonlar oldukça insanlar birbirini görmeyecek/biliyorum birbirimizi hiç görmeden öleceğiz/her şey için tek şey diliyorum;/Allah’ın gülleri yakamızı bırakmasın.’Düşünüyorum. Uzun uzun, derin derin…Teknoloji, sihirli bir değnek mi? Bulutların üzerinde yürüyen süslü bir gelin arabası mı? Yoksa yürekleri(mizi) maviliklere bağlayan bir güç mü?.. Değilse içimizi ısıtan, kalbimize mutluluk veren, gözlerimize fer, dizlerimize derman olan ne?
İnsanlar koşuyor, dünya bütün hızıyla dönüyor. Hayatım, körpe gençliğim, avuçlarımda bir mum… Bundan olsa gerektir ki mutluluğun resmi çizil(e)miyor, huzurun şiiri yazıl(a)mıyor. Nebi(ler) inzivaya, Üstat Şeyh Galip İstanbul’un göbeğinde Mevlevihane’ye çekiliyor, Fuzuli kendini dağlara vuruyor, Ahmet Haşim sadece geceleri aydınlanıyor, Sokrates evinden kovuluyor, Baudelaire annesini arıyor, Nietzsche acısını demleyip büyütüyor…Aslında hep aynı vezinle kurulan bir sevda…Gecenin dervişliğini yüreğin çölünde hissetmek ve visalin kalbinde bağdaş kurmak…Acaba, gerçekten mutluluk Kaf dağının ardında ve Zümrüdü Anka kuşunun kanadındaki tüy kadar nadide, erişilmez bir güzellik midir?
Hayal, yaşama bağlanma tutkusu…Belki de bireyi çağlara taşıyan daldan dala konan, uçmakta maharetli bir kuş…Bu yüzden midir, gökyüzünde nazlı nazlı süzülen bir uçurtma olmayı arzuluyor gönlüm? Kanatlarında umudu, mutluluğu taşıyan ruhsuz dünyanın bireysel yalnızlığını giderecek gökyüzü ile dost, mor bir ahenkle çiçeklerin hulasasını çöldeki aşk yıldızıyla buluşturan bir uçurtma…Ne yazık ki üç günlük nefesimizi sanal olana mahkûm ettiler. Çaldılar benliğimizi, yüreğimizi…El koydular masallarımıza, uçurtmalarımıza ve yoksun bıraktılar birlikte kırk yıl hatırlı bir yudum kahve içmekten… O masallar ki hayal ile gerçek iç içe, iyi ile kötü, güzel ile çirkin net ve muhteşem bir zaman algısı…Sonunda iyilerin kazandığı, kötülerin cezasız kalmadığı, mazlumların güldüğü, sevgililerin kavuştuğu; gerçek üstünlüğün bilgide, erdemde, doğrulukta olduğu masallar(ımız)… Oysa şimdi hangi tarafa döneceğiz, kime güveneceğiz? Yaptığımız ise gün boyu internette sörf yapmak, futboldan, son transferlerden konuşmak, TV dizilerinin en heyecanlı anlarını paylaşmak ve efkâr bastıysa sigaraya sarılmak… Acaba bundan mıdır ki insanlardan daha çok robotlar yakışıyor bilim kurgu filmlerine?
Girdap ve dehlizlerle dolu olan hayat yolculuğunda nice düşüncelere, düşlere gebedir; beynimiz, kalbimiz. Başrol oyuncu, özne biz miyiz? Orası bir muamma…Meçhule açılan bu kapıda ufkumuzun çeperlerini aydınlatan şey yalnızca teknoloji midir? Daha da önemlisi teknoloji iddia edildiği gibi mutluluk iksiri midir?.
İnsan; kendi çölünde mahsur, kendi dünyasında mahpus, kendi dağdağasına müptela…Ömrü bir ah kadar belki daha da kısa… Gel gitler yumağı…Kanımca hayat ve ölüm arasında sonsuzluğa el açmayı bilmeyen tuhaf, ilginç bir varlık…Zavallı aklım beş duyu ile sınırlıyken ve kavgalıyken derbeder yüreğim nasıl inanabilirim ki sonsuzluğa? 
Nasıl?..
Bana bir masal anlat anne! İçinde bir tek canlı acı çekmesin. Çocukluk ruhum(uz) çalınmasın. Uçurtmalar(ım) özgürce dalgalansın. Öksüz kalmasın ruh, beden, şiir, çiçek… Bir çöl ceylanı, bir özge can olan Leyla hoyrat ellerde acımasız rüzgârlarca paramparça edilmiş kırgın bir çiçeğe dönüşmesin. Tutkuların kendisini köleleştirmediği, köklerinden koparılarak kendisine ve mazisiyle yabancılaşmayan ;’İnsan insanın kurdudur.’’ Düşüncesiyle hareket etmeyen kahramanlarım olsun isterim. Bu nedenle olsa gerektir ki zaman zaman Attila İlhan’ın : ‘’ O eski heyecan ölür.’’ dizesine sarılıyorum sımsıkı. Çünkü heyecan ölmemeli, sevgi amatör kalmalı, çorak bir rüyaya ve çöle dönüşmemeli ruh. Zira amatörlük emek, işçilik, gözyaşı sisteme entegre olmama ve her şeye eyvallah etmemektir.
     Akıl sahipleri yeryüzünü her gün farklı bir renge boyarken hiç olmazsa bir masalım(ız) olmalı…Bana/bize, insana, insanın özüne ait alan…Heyecanı, coşkusu, derinliği ve güzelliğiyle insanı kendinden geçirecek; karanlığa ışık yakacak, taklitten uzak özgün ve umuda yelken açacak bir masal… Zamandan zamana geçecek,dilden dile anlatılacak, hikmete ram olacak, kendi gerçeğini yaşamaktan ve kendine ait olanı sunmaktan çekinmeyen ve korkmayan bir masal… Hayat hakkını sadece güçlülere değil herkese eşit oranda arz edecek, insanı insanın dostu görecek ve algılayacak bir masal…