Konusu " Eğer teknolojinin tüm gereksinimlerinizi karşıladığı, çalışmak zorunda olmadığınız bir dünyada yaşıyor olsaydınız, yaşam seçimleriniz neler olurdu? "

Yazar Rumuzu:öklit7748
Eser Sıra Numarası:220213eser04




                                                               AŞIK ROBOT
       Hayallere dalmadan önce kendimize ‘’ben şu an mutlu muyum?’’ sorusunu soralım. Mutluluğumuzun kaynağı ihtiyaçlarımızın karşılanmasıdır ve bu ihtiyaç sırası şöyledir; beslenme, barınma, giyinme, huzur ve eğlence… Aslına bakarsanız varoluştan bu yana bu ihtiyaçların hepsi karşılanıyordu. Ama eksik ama fazla, ama kolay ama zor. İnsan var olduğu sürece biz istesek de istemesek de teknoloji durmadan, gerilemeden ilerleyecek. Bu işe asırlar önce başladık. Avlanmak için araç gereç yaptık, sonra çanak çömlek, sonra barınak, kıyafet… Günümüzü düşündüğümüzde ise kaydedilen aşama akıllara zarar! Küçücük bir makineye buradan yazıyorsun, saniyeler içinde dünyanın öbür ucundaki sevdiğine ulaşıyor. Ah nerede o eski dumanlar (!) Bize böyle bir imkan sunduğu için Graham Bell’e minnettarız.
‘’Yıl olmuş 2013, bugünü taş devriyle mi mukayese ediyorsun?’’ deyişlerinizi duyar gibiyim. E hadi yakın geçmişe yolculuk edelim o zaman. Mesela anne babalarımızın gençlik yılları, 1980’lere…
Televizyon sadece mahallenin zenginlerinin sahip olabileceği mukaddes bir kutu. Hani annelerimiz anlatır ya ‘’pazar geceleri çekirdekleri kaptığımız gibi koştur koştur Ayşe teyzelerin evine giderdik’’ Ah Ayşe teyze, ne havalı kadınmışsın sen… E çamaşır bulaşık makinesi zaten yok. Kadınların elleri çamaşır suyuna girmekten kırış kırış olmuş. Ara ara çalışan bir ev telefonu var mesela. Hani şu numaraları tek tek çevirdiğimizden. Sevgilileri kavuşturmada pek işe yaramıyormuş ama aşk için mücadele etmeyi öğretiyormuş en azından. ‘’ Akşam 8’de perili köşkün orada buluşalım’’ demeye yetiyormuş bizim ufaklık. Bir de meşhur Pazar banyoları var! Ananem çocuklarını evin arka bahçesinde leğenin içinde yıkarmış. Bizim jakuzileri düşününce ‘’ne acı’’ diyoruz değil mi? Belki televizyonları, jakuzileri yoktu ama bize yıllar boyu anlatacakları bir sürü anıları olmuştu. Siz çocuklarınıza ne anlatmayı düşünüyorsunuz? ‘’Temple Run’’da skorunuzu bilmem kaç yaparak zirveye koştuğunuzu mu?
Hazır siz demişken, daha yakın geçmişe atalım adımımızı. Bu kez bizim çocukluğumuza, 1990 ve 2000’li yılların başları… Biraz daha rahata ermişiz çamaşır bulaşık makinesi de var her evde, telefon, televizyonda. Zengin aile çocukları yine sokakta koşturmaya tenezzül etmiyor, orta halli ailelerin çocukları ise 1-2 saat oynayıp çıkıyorlar evlerine. Hadi bakalım çizgi film saati! Gerçi eski çizgi filmlerin tadı da bir başkaydı. Şimdikileri beğenmiyorum doğrusu.
Bugün küçük tüpler yerini elektrikli ocaklara, leğenler birbirinden güzel jakuzilere, mis kokulu ruj izli mektuplarsa, küçüle küçüle avuç içi kadar kalan telefonlara bıraktı. Yarar sağlamıyor mu? Sağlıyor tabi. Yanlış anlamayın mazoşist biri değilim fakat insanlar teknolojinin amacını şaşırmış durumda. Teknoloji, insan hayatını kolaylaştırmak üzere geliştirilmesidir, insanı işe yaramaz kılmak için değil !
O halde yolculuğumuza biraz da gelecekte devam edelim. Mesela bizim torunlarımızın gençlik yılları, 2050’ler… Teknoloji öyle bir hal almış ki aklınıza gelebilecek her işi yapabiliyor. Fabrikalarda çalışan, evlerde hizmet sunan robotlar var. Esnafa gerek yok artık, yollarda küçük makineler var, jetonu atıyorsun ihtiyacın olan şey hoop elinde. Ülkede iş sıkıntısı da kalmıyor tabi, sonuçta her şeyi robotcuklar hallediyor, paraya ne gerek var! E haliyle insana da ihtiyacın kalmıyor bir süre sonra. Annelerimizin değeri yerini ‘’bir tek robotum olsun bana bir şey olmaz’’ sloganına bırakıyor. Her şey ne hoş değil mi? Üstelik olabilecek şeyler.
Peki bizi bir robottan ayıran şey ne? Kemik, et, damarlarımızdan süzülen o sıcacık kan… Ve o kanı pompalayan, ciğerlerimizin ortasında üst kısmı hafif sola eğik, yaklaşık yumruğumuz kadar bir yürek. İnsana insanlığını katan şey o minik kalbinin içinde barındırdığı okyanus derinliğindeki duygularıdır. Bir robot, her türlü ihtiyacınızı karşılasa da size istediğiniz sevgiyi asla veremez. Karnınızı doyursa da gönlünüz aç kalır, dışardaki rüzgardan korusa da kalbinizde kopan fırtınalar dondurur bedeninizi.
Hadi hayal gücümüzün sınırlarını biraz daha zorlayalım. Birlikte yaşadığınız robot, yan mahalledeki Ayşe teyzenin robotuna aşık olmuş. Bir süre sonra onlar da insanlar gibi hissetmeye başlamışlar. Ne mükemmel değil mi? Evet, mükemmel.
      Bu hikayenin sonunda ne oluyor biliyor musunuz? Robotlar düşünüyorlar ve diyorlar ki ‘’artık biz de insanlar gibi hissedebiliyoruz, onların yaptığı her şeyi, hatta daha fazlasını yapabiliyoruz. Dünya üzerinde insanlara ne gerek var ki? Yok edelim gitsin!’’ Ve büyük bir savaş çıkıyor. Bir yanda insanlar, diğer yanda insanların kendi elleriyle bu hale getirdikleri robotlar. Tabi ki teknolojinin gücü kazanıyor ve robotlar tüm evrene egemen oluyorlar. Biz buna felsefede ‘’otofaji’’ diyoruz. İnsanın kendi kendini yok etmesi!