Konusu " Eğer teknolojinin tüm gereksinimlerinizi karşıladığı, çalışmak zorunda olmadığınız bir dünyada yaşıyor olsaydınız, yaşam seçimleriniz neler olurdu? "

Yazar Rumuzu: nefes2816
Eser Sıra Numarası:210213eser14



                                                         SESSİZLİK
      Her şeyin fazlası zarar demiş atalarımız. Teknolojinin de öyle. Şu anda teknoloji çağında yaşıyoruz ve hiçbirimiz teknolojinin muhteşem olmadığını iddia edemeyiz. Teknoloji bir hortum misali bizi içine çekiyor. Hiçbirimiz ondan kurtulamıyoruz. Geldikten sonra zarar vereceğinin farkındayız fakat tamamen büyüsüne kapılmış durumdayız.
Yaşlılar boşuna “Ah, nerede o eski günler?” demiyor. Teknoloji bizi hal hatır sormaktan, bırakın yüz yüze konuşmayı telefonla konuşmaktan bile alıkoymuş. İnternetsiz ev kalmamış, bilgisayar kullanma yaşı yetmişe kadar çıkmış. Bayramlarda bile bütün aile bir araya gelmez olmuş. Artık sokakta “sobeee” diye bağıran çocuklar yerine üçgen, kare, daire, çarpı tuşlarına basma hırsıyla dolmuş çocuklar var. Kısacası teknoloji bizi sosyallikten, sevgi dolu dokunuşlardan uzaklaştırmış. Ya obeziteye ne demeli? Bu hastalık da teknolojiden doğmadı mı? İnsanlar artık hareket etmiyor.  Bankaya, markete dahi gitmiyor. Her şey birkaç “tık”a bakıyor. Bütün yiyeceklerimizde GDO var. Bu madde yüzünden hem kilo alıyor hem de kanser oluyoruz. Daha sonra da kanserle savaşıyor ve daha çok yıpranıyoruz…
Şu anda bile teknoloji bizi ele geçirmiş durumda. Bankadaki bir çalışanla röportaj yaptığınızı düşünün; ”Mesleğinizden memnun musunuz?” diye sorduğunuzda size vereceği cevap “Buralara gelmek için çok çalıştım, birçok sınav atlattım strese girdim. Hayalim bankacı olmaktı. Fakat umduğumu bulamadım. Benim yapmam gerekeni makineler yapıyor. Hayatımı idame ettirmek için burada olmak zorundayım fakat ben bankacılık değil pazarlamacılık yapıyorum.” olacaktır. 1990larda yaşayan insanların akıllarının ucundan şu anki teknolojik aletlerin var olabileceği geçmezdi. Bundan yirmi beş yıl sonra belki de şu anda hayal edemediğimiz aletleri kullanıyor olacağız.
Hepimizin hayallerinde bir meslek yatar. Düşünüyorum da şu anda marketlerde bile robot kasalar varken ileride sekiz on yılını tıp okuyarak geçiren bir doktor parmaklarını ameliyat yapmak için değil de makine düğmelerine basmak için mi kullanacak?
25 yıl sonra…
Artık sabahları kalktığımda kuş cıvıltıları duymuyorum çünkü konacak, yuva yapacak ağaç; onlara ekmek kırıntısı, su koyacak insan yok. Sokağımızın köpeği Şeker havlamıyor, kediler miyavlamıyor. Sadece motor sesleri, hazır yiyeceklerin geldiği…  Babamın sen seversin diye getirdiği, annemin közlediği kestanelerin adı sanı, tadı tuzu yok…
Dünyanın sonsuz ülkesi var. Herkes kendi içinde, kendi kanunlarıyla ve birbirlerinden tamamen bağımsız yaşıyor.

Artık sevgilisine Özdemir Asaf’tan:
“Sen kocaman çöllerde bir kalabalık gibisin,
 Kocaman denizlerde ender bir balık gibisin.
 Bir ısıtır, bir üşütür, bir ağlatır bir güldürür;
 Sen hem bir hastalık hem de sağlık gibisin.” dizelerini okuyacak, gül verecek insan yok…
    Ben insan gibi insanlarla, bütün değerleri yaşayabileceğim bir toplumda yaşamak istiyorum. Makinelerin bizi yöneteceği, ürettiklerimizin bize düşman olacağı bir dünyada değil. İnsan insanın zehrini alırmış. Ben makinelerle değil, insanlarla iletişim kurmak istiyorum…