Konusu " Eğer teknolojinin tüm gereksinimlerinizi karşıladığı, çalışmak zorunda olmadığınız bir dünyada yaşıyor olsaydınız, yaşam seçimleriniz neler olurdu? "

Yazar Rumuzu:merzone0001
Eser Sıra Numarası:240213eser28




                                               DOĞDUĞUM YERDE OLURDUM
      Eğer çalışmak zorunda olmadığım, tüm ihtiyaçlarımın teknoloji tarafından karşılandığı bir dünyada yaşıyor olsaydım, doyduğum yerde değil doğduğum yerde olurdum.
Mardin’e gider yoksulluğun verdiği gerilimin, yasın, ezikliğin tüm kusurların silinmiş olduğu Artuklu’dan kalma o toprağı binlerce kez öper, ailemle, akrabalarımla olmanın o vazgeçilmez mutluluğuna varırdım. O mutluluğun belli bir süresi olduğunu düşünmeden, iş veya okul yüzünden geri dönmek zorunda kalmadan Mardin’de olmak, her karışını yavaş yavaş gezmek, her yerini tüm ayrıntılarıyla aklıma kazımak, toprağın o sıcak kokusunu ciğerimle doldurmak isterdim.
Teknoloji ne kadar gelişse de konuşma ihtiyacı duyan dedelerimi, ninelerimi, anlattıkları o hayat hakkında uzun tecrübeler sonucu oluşan hikâyelerini, her gün hiç sıkılmadan dinler, kulağıma küpe ederdim.
Çıkar ilişkisi, geçim sıkıntısı, dert ve kederden toplanmış insanların değil, mutluluklarını çoğaltmak için toplanmış olan insanların, yüksek kahkahalı uzun teras konuşmalarına katılır, bazen de köşeden sessizce onları dinlerdim.
Diğer birçok alışkanlık gibi teknoloji ile yok olmayan misafirperverliğin aynı hızda devam ettiği Mardin’ de teyzemin etli yaprak sarmalarını, annemin içli köftelerini, ailece toplandığımız günlerde büyük kaplarda yoğrulan çiğköfteleri ilk kez yiyormuş gibi yer, sohbetlerimizi onlarla tatlandırırdık.
Çalışmak zorunda olmadığım için, sadece istediğim tek bir alanda “Mardin Mimarisi” hakkında tüm kitapları okur, edindiğim bilgilerle o taştan yapılmış, ince işçiliği olan evleri her gün aynı hayranlıkla seyre dalardım.
Geceleri bu binaların damlarında uzun sohbetlerden yorgun düştükten sonra, yıldızları saymaya çalışıp, uykuya dalardım.
Mardin’e birazcık da olsa doyduktan sonra köyüme gider, Kovanlı’yı su ve elektriğe kavuşmuş halde görürdüm.Çocuklara insanlara, nasıl yardım etsem diye değil, mutluluklarına nasıl ortak olsam diye bakardım.
Babamın bana anlattığı küçüklük anılarının bizzat yerlerine gider zihnimde canlandırmaya çalışırdım. Amcamın, büyükannemin, büyükbabamın, halamın küçüklükten kalma portrelerini gözümün önüne getirir, onları da anılarda yerlerine koyardım.
Bu sefer hüzünle değil, insanlarla beraber eğlenmiş bir şekilde oradan da ayrılırdım.
Belki denizi de özler, teknolojinin verdiği imkânlarla Samsun’a döner, deniz kokusunu içime çekerdim. Teknolojinin bütün nimetlerinden faydalanan ama doğasını ondan koruyan insanlarıyla gurur duyardım. Samsun’u egzoz dumanı kokusuyla değil, yer yere yayılmış hamsi kokusuyla bir kez daha gezerdim.
      Mardin’de de Samsun’da da insanların yüzündeki o tebessümü görürdüm ve benim de yüzümden tebessüm eksik olmazdı. İnsanların hayatlarını geçim sıkıntısı ve gelecek kaygısı içinde değil,  hayalleri içinde geçirmesine tanık olurdum. İnsanların gözlerindeki parıldama ile bütün dünyam parıldardı.