Konusu " Eğer teknolojinin tüm gereksinimlerinizi karşıladığı, çalışmak zorunda olmadığınız bir dünyada yaşıyor olsaydınız, yaşam seçimleriniz neler olurdu? "

Yazar Rumuzu:menekşe1997
Eser Sıra Numarası:240213eser22




                                                          ENLERİN SEVGİSİ
      Tek bir tuşla, tek bir kelâmla emrimize amade onlarca robot…Tek dokunuşta tüm arzularımızı yerine getiren akıllı makine yığınları… Yerimizden bile kımıldamadan bütün ihtiyaçlarımızı karşılamamız, sizce de mucizevi bir şey olmaz mı?
Ah ne kolay olurdu hayat! Yorulmaya, strese, derde, tasaya son! Ah ne güzel olurdu bir nevi masallar diyarında yaşamak, günün yorucu mu yorucu temposundan kurtulmak… Böyle bir yaşam bilaistisna tüm canlı kanlı makinelerin, biz insanların, arzusu değil midir zaten? Haydi tüm bunlar oldu diyelim, sonrası mı? Sonrası daha özgüvenli bir toplumun gözlerini açışı olacak belki de. İnsanlar bir yere kadar boş oturabilecekler; başka bir deyişle kendilerine yeni uğraşlar icat edecekler peşin sıra. Eline paletini tutuşturacak kimileri, kimileri kelimeleri dans ettirecek muazzam sesiyle, kimileri de yazacak durmaksızın; bitmek tükenmek bilmeyen kalemiyle. Tıpkı, benim gibi…
Ben ve kalemim…Ayrılmaz bir bütün olmuşuz biz. Hani bir yapboz yaparsınız; lakin bir parçasını bulamazsınız ve o güzelim tablo eksik kalır ya, işte biz de öyleyiz, bir araya geldiğimizde neler dökülecek mısralara ince ince kim bilir? Bu yüzden ben yazardım sürekli. Güneş’in uyanışından uykuya dalışına dek, yorulmadan yazardım. Tercüman edilemeyen duyguların sözlüğü olurdum belki de. Kiminin dile getiremediği hasreti, kiminin kırgınlığı, kiminin aşkı olurdum. Dağıtırdım tüm yazdıklarımı kendi ellerimle, tek tek… Dört bucak dolanırdım dünyada, Asya’dan Avrupa’ya, Amerika’dan Afrika’ya…Küçüklerimin masalları, hayata henüz merhaba demiş meleklerimin ninnileri olurdum. Kendim okurdum onlara boğazım kuruyana dek. En içten… Bir annenin askerdeki oğluna hasreti olurdum. Alırdım anamın kalbindeki acıyı kendime katardım. Yazılamayanları bir bir yazar, oğlundan haber uçuruverirdim gözü yaşlı, yüreği tedirgin anama. Sonra konuverirdim saçlarına aklar düşmüş, evlatlarınca göz ardı edilmiş dedelerimin, ninelerimin yanına. Gençliklerini hatırlatır; torunlarını anlatırdım. Ellerinden öperdim sonra da, ellerine kalbimden söküp çıkardığım sevgi yumağını tutuşturarak. Ne kaldı geriye? Bedenleri her ne kadar eksik gibi görünse de küçük kalplerinde barındırdıkları, filizlendirdikleri sevgi tohumlarının eksiksiz olduğuna inandığım eşsiz güllerimin kapılarını çalardım şimdi de. Hayata dört elle sarılmaları için onlarca yüzlerce mektup yazardım. Okurdum…  Sadece kendi yazdıklarımı da değil, diğer önem arz eden yazarlarımızdan da okurdum birkaç parça. Christy Brown’dan Sol Ayağım’ı mırıldanırdım mesela.Bağıra bağıra hayat mücadelesini aşılardım; hayat verirdim kiminin koluna, kiminin bacağına…
Dost olmak isterdim. En sıcağından…Kah gözü olmak isterdim dostumun, kah kulağı. Elleri olmak isterdim ya da ayakları. İyi kötü tüm günlerinde yanında olmaya çalışırdım. Kalbimi paylaşırdım onunla. En güzelinden…Aslında Kız Kulesi olmak isterdim.Sahil kenarında bedava balon satan amcanın gülümsemesiyle yanaklarında oluşan çukurları görebilmek, çocukların sevincine ortak olabilmek için.Ya da kalp olmak isterdim, 7/24 sevgi patlaması yaşatmak için. Sevmek, sevebilmek, sevilebilmek için…Anlayacağınız sevginin en üst çağ teknolojisiyle bile olsa karşılanamayacağı kanaatindeyim. Fenelon’ un da dediği gibi: "Sevmeden yaşamak, yaşamak değildir.Az sevmek ise sürüklenmektir."
     İşte bu yüzden ben, sevgi olmak isterdim. Yaşamak için…Okyanuslar kadar engin, gökyüzü kadar uçsuz, Kız Kulesi kadar ihtişamlı bir sevgi. Enlerden bir sevgi…