Konusu " Eğer teknolojinin tüm gereksinimlerinizi karşıladığı, çalışmak zorunda olmadığınız bir dünyada yaşıyor olsaydınız, yaşam seçimleriniz neler olurdu? "

Yazar Rumuzu: melek2802
Eser Sıra Numarası:150213eser01




                                                       İÇİMDEKİ BURKUNTU
      Her gün dünyama bakıp orada yaşadığım güzel günlerimi hatırlamaya çalışıyorum. Bunları düşündükçe de içimdeki o damlacık büyüyüp gözlerimden bir şelale gibi akıp gidiyor mutsuzluğumu böyle yok etmek istercesine. Buna ağlamak deniyordu sanırım. Unutmuşum dünyayla ilgili olan her duyguyu.  Kimsenin yapmadığı daha doğrusu yapamadığı şeydi bu yalnızca bende olan bir hatıra, bir duyguydu bu. Ağlıyordum ama üzüntüden değil kızgınlıktan ağlıyordum. İçimdeki o damlacık şelaleye değil, kızgın bir ateşe dönüşmüştü. Hani bebekler süt içerlerken ağızları yanar ya işte o kızgınlıktaydı nefretim. Nefretim kendimeydi aslında. Bu ateş içimi yakıyordu, sıcacık ellerimle o buz gibi kar tanesini tuttuğumdaki acıyı veriyordu kalbime.  Yanıyordu kalbim cehennem ateşiyle. Bütün bunların sorumlusu bendim, bizdik. Durmadan, elimizdekilerin değerini bilmeden sürekli en iyisini isteyip durduk. Neden? Her şey daha rahat, kolay ve güzel olsun diye mi? Aslında biz bunları değil üstünlüğü, birinciliği istiyorduk. Her zaman başkalarında üstün olmayı, her dalda birinci olmayı, dünyada bizim adımızın yankılanmasını istiyorduk bencilce. Bizim yaptığımız düpedüz kıskançlıktı. O sürüklemişti bize ucu bucağı görünmeyen ama altında keskin taşların ruhumuzu, bizi, paramparça edecek uçuruma. Peki, bizi zorlayan var mıydı? Yine kendimiz, yine kendimiz. En sonunda isteklerimiz yerine geldi. Biz rahattık, mutluyduk ya dünyamız. İsteklerimiz yüzünden her gün gelişen teknoloji onu bu hale getirmişti. Daha kirli, daha yaşanılmaz ve yalnız. . 
Aslında onun bu halini kendime benzetiyorum, şimdiki bana. Bende şimdi yalnızım, benimde ruhum kirli, bende mutsuzluk yüzünden yaşanılmaz biri haline geldim. Ama tabikide bunun sorumlusu ben ve benim gibi olanlardı. Önceden saatlerce yüzecek, durgun olduğunda bir akvaryumu andıran, dalgalandığında yeri göğü yıkacak bir canavar vardı. Denizimiz vardı. Onun o mavimsi rengini aldığı gökyüzü vardı. Üzerinde yedi rengiyle hikayelerde okuduğumuz Anka kuşunun ardında bıraktığı parıltı gibiydi gökkuşağı. Çocukluğumda altından geçmek için her defasında koşup evimizin balkonundan da görünen o tepeyi geçtiğimde hala uzaklarda olduğunu bildiğim halde koşmak. Çocukluk buydu işte. Çocukluk dediğimde aklıma hep babamı bekleyişim gelir. Her defasında aldığı o çikolatayı her yerime bulaştıra bulaştıra yediğimde annemin kızacağını bildiğim halde yapardım bunu. Artık yoktu ne çikolata vardı, ne babam, ne de annem. Yalnızdım. Dondurmasını düşürdüğünde o kocaman gülüşü kaybolan çocuk gibiydim. Ağladığında teselli edecek arkadaşları, annesi yok olan çocuk. Şu anda dünyada mevsimlerden hangisiydi acaba? Kış olmalıydı. Bırakmadım dünya takvimimi, yanımdaydı. Bununla az çok hangi mevsimde olduğumuzu bilebiliyordum. Evet, mevsimlerden kıştı. Kar yağdığında bütün mahalleyi toplayıp gökkuşağını yakalamak için geçtiğim tepeye giderdik her zaman. Bunu çok iyi hatırlarım. Bazıları altına ya leğen, ya teneke, ya da poşet alırdı. Çıkardık en tepeye, kayardık sonuna kadar. 
Eğlencemiz bittiğinde de açardık ağzımızı, kocaman. Daha sonra kar tanelerini yemeye çalışırdık. Öyle güzel olurdu ki onun tadı en sevdiğin yemekten bile. Sonra herkes evlerine. Al al olmuş yanaklarımızı, soğuktan donmuş ellerimizi dayardık sobanın dibine. Isınırdı ellerimiz gibi yüreğimiz de.  Keşke şimdi bir nebze olsa o çocukluk kalbimi, şimdi bir başkalarında bulabilsem. Hani bazıları vardır ya yaşı epey büyük olan ama hala çocuk kalabilen. Onlardan yaratabilsem keşke. Yapamazdım, istenmiyordum artık burada. Kalbi daha iyi bir hayat ve ailesi için atan birini istemiyorlardı. Bencildi insanlar. Hayır, ben böyle bir yapma dünya istemiyorum, nefretin çığlıklarıyla yankılanan, mutsuzluğun kara dumanlarıyla örtülü olan, kalbi kesik kesik yanıp sönen bir lamba gibi olan insanlar istemiyorum. 

      Ben yaşamak istiyorum. İşten yorgun geldiğimde çocuklarımın tatlı gülüşünü duymak istiyorum, hala benden çikolata isteyen, benim yollarımı gözleyen çocuklar istiyorum, nefis kokulu elleriyle ve leziz yemekleriyle karımı istiyorum, ben ailemi istiyorum. Ama gerçek dünyada. İnsanları yok olmamış.