Konusu " Eğer teknolojinin tüm gereksinimlerinizi karşıladığı, çalışmak zorunda olmadığınız bir dünyada yaşıyor olsaydınız, yaşam seçimleriniz neler olurdu? "

Yazar Rumuzu: mcan1995
Eser Sıra Numarası: 040213eser06




                                                 BU BENİM YAŞAM TERCİHİM
       Çokta ütopik olmaya gerek yok teknolojinin tüm gereksinimlerimizi karşıladığı bir dünyada yaşamak  dendiğinde. Hacet yok ışınlanmaları hayal etmeye, metal dolu neon süslü şehirleri düşünmeye ya da kitapları  okumadan beynimize yüklemeye.
Aç bir insan için hayatın en önemli  varlığı yemektir, üşüyen bir insan sıcağa değer verir ve yanlız bir insan için bu dünyadaki en önemli varlık dostlarıdır. Peki ya bu ihtiyaçların tamamı karşılandığında insan hayata sadece yaşamayı mı tercih eder yoksa kendisine kim olduğunu veya neden yaşadığını sormaz mı?  İddia ederim ki yuvarlanıp yaşamayı tercih edecekler daha fazladır ama neden yaşadıklarını soracak olanlar da vardır...
İlk olarak merek edilmesi gerekenler '' insanın gereksinimleri nelerdir ? İnsanların gereksinimleri neye göre değişir ?'' gibi cevaplanmayı bekleyen ,cevapları kişiden kişiye değişen ve cevapları  dar kelimelere sığdıralamayacak  sorulardır. Hiç düşündünüz mü tam anlamıyla sizin veya çevrenizdekilerin ihtiyaçları nelerdir ya da üçbin yıl önceki insanların gereksinimleri nelerdi ? Thalesin ve Sokratesin ihtiyaçları nelerdi  sizce? Bu soruları cevaplandırmadan önce Antik Yunanistan'ı  incelemeliyiz bence. Felsefe neden Yunanistanda çıkmıştıki? Yunanlılar   muabbeti ve düşünmeyi çok mu seviyorlardı? Aslına bakarsanız bu doğru olabilir , Yunanlılar muabbeti  severler ne de olsa akdeniz insanları fakat benim sorumun asıl cevabı bu değil . Antik Yunan :  bugün ki anadolunun ve trakyanın batısı Ege diye isimlendirdiğimiz yer, Thales in ve sokratesin tüm gereksinimlerini karşılıyordu. Verimli topraklar,güneşli günler ve tükenmeyecekmişcesine akan nehirler. Yaşam vardı o dönemde Antik Yunan topraklarında . O dönemde bu filozofların barınmak , giyinmek ve beslenmek gibi temel gereksinimlerini doğa karşılıyordu . Sokrates'in ve Thales'in tüm ihtiyaçlarını o döneminde teknolojisi diyebileceğimiz doğa karşılıyordu ve onların yaşam tercihleride nereden geldiklerini, düzeni  ve varlığı sorgulamak oldu.
Doğuştan işlenmiştir doyumsuzluk genlerimize . Çocuk devamlı soru sorar ve cavapla asla yetinmez. Yetişkinler devamlı ister ve elde ettikleriyle asla yetinmez.İnsan o kadar engin bir zekaya sahiptirki yer yüzünde eşi olmayan,insan bi o kadarda  aptaldırki yer yüzünde benzeri bulunmayan.İnsanın sahip oldukları arttıkça  gereksinimleri  ve ihtiyaçlarıda artar. Sahip olduklarımız her zaman yeni ihtiyaçlar doğurur. İnsanın en temel gereksinimidir giyinmek,giyinmek ve doğal olarak kirletmek . Daha bu günki anlamıyla teknoloji hayatımıza girmeden önce kadınlar çamaşırlarını su kenarına yıkamaya götürdüklerinde bile sosyalleşirlerdi bir iki sohbet ederlerdi en azından dedikodu yaparlardı. Şimdi ise kadınlar kirli çamaşırlarını makinaya koyarlar ve geçerler saatlerce kendilerini televizyonun masum görününlü kollarına bırakırlar.Dedim ya insan bu dünyadaki en aptal varlıklardandır işte buda ispatı.İnsan doğası gereği tembeldir ya da insan yer yüzündeki doğasını katlettiği gibi benliğindekini de katletmiştir geriye sadece tembellik kalmıştır.
Çalışmak zorunda olmadığımz teknolojinin tüm gereksinimlerimizi karşıladığı bir dünyada insanların gün boyuy atıp,eğlenip sonrasında televizyon,bilgisayar ve oyun konsolunun başına geçeceğinden eminim. Topluma uysaydım benimde,teknolojinin tüm gereksinimlerimizi karşıladığı bir dünyada yaşam seçimlerim oyun konsolu ve aptal kutusu arasında mekik dokumak olurdu ya da inatçı ruhumla nehirde ters yüzer Georgeas gibi değişimi , Descartes gibi şüpheyi ,Nietzsche gibi olan-olmayan varlığımı , Gazali gibi sezgilerimi, Thales gibi ana maddeyi düşünürdüm.Yazılar yazardım acılarımın beslediği, okkadaki mürekkebin yazdıkça bittiği gibi  belki kalbimdeki ağrılarda yazdıkça biterdi. 
Belki de dolaşırdım dünyayı bir uçtan diğer uca Sokratesin atina sokaklarında dolaştığı gibi. İnsanları düşünmeye yönlendirirdim fakat kimseye benim düşüncemi öğretgmezdim yanlızca düşünmeyi öğretirdim.Bir kişiye bile kitap  oku demezdim Time Meydanının , Taksim Meydanının, Şanzelize caddesinin ortasında oturup kitap okurdum. İnsanlara nefes sayımızın belli olduğu bu dünyada nedir bu kırgınlıklar nedir bu savaşlar sussun artık silahlar derdim.Belkide öğretmen olurdum ama şimdikilerden bir  farkla ben bilgi verenlerden   değil hayal verenlerden olurdum. Aşılamaya çalışırdım çocukların kalplerine maddiyatsız sevgiyi. Derdim insanlara  maddeye verilen önem nedir bu kadar , idealar nerede ? Doğrudan inanmayın tanrınıza derdim. Önce tanrıyı okuyun anlayın aksi takdirde boşuna bağdaş kurmayın oturduğunuz yerde ,boşuna ağlamayın o duvarda ,boşuna yüzünüzü sürmeyin yere derdim. Tanrıdan başkasına kul olmayın çünklü kul kula köle olmaz derdim. Koruyun toprağınızı  ekmeğinizi , boyun eğmeyin emperyalist ruhlara derdim ve birilerine batardım birilerinin canını fena halde sıkar birilerinin köylerine fazla gelirdim. Belkide sonum sokrates gibi olurdu benimki baldıran zehiri ile olmasada yedi veya dokuz milimlik serseri bir kurşun ile olurdu. 
    Teknolojin  bütün gereksinimlerimizi karşıladığı bir dünyada benim yaşam seçimim ölüm olurdu çünkü birşeyleri kurcalayan, düzeni sorgulayan doğruları söyleyen kovulur her zaman . Beni istemezlerdi köylerinde sahipsiz dünyanın bekçileri . Hepimize yetebilecek kadar büyük olan tüm sevgileri içine alabiklecek kadar geniş dünyada kardeşce omuz omuza yaşamak varken  öldürmeyi tercih ederlerdi gölgeleri büyük kalpleri küçük insancıklar. Beni istemezlerdi onikibin srebrenicalıyı istemedikleri gibi beni istemezlerdi binlerce azeriyi istemedikleri gibi , Sokrates'i istemedikleri Che Guevara'yı istemedikleri ve isimleri kağıtlara sığmayacak kadar çok kişiyi istemedikleri gibi, istemezlerdi beni fikirlerini beğenmediklerini istemedikleri gibi...