Konusu " Eğer teknolojinin tüm gereksinimlerinizi karşıladığı, çalışmak zorunda olmadığınız bir dünyada yaşıyor olsaydınız, yaşam seçimleriniz neler olurdu? "

Yazar Rumuzu: mavi1996
Eser Sıra Numarası:240113eser01




                                                           BENCE ESARET
      Bir zamanlar zamanı sevginin yoğurduğu birliktelikle değerlendirmek vardı. Şimdilerde ise zamanı herkes kendi yalnızlığıyla tüketiyor. Bu da kabullenemediklerim arasında. Yaşamadıkça yazamıyormuş insan onu anlar ve küçükken kurduğum hayalleri özler oldum. Bazen kendime bile açamasam da hayal etmekten korkar olduğumu fark ediyorum.
Meğer ne kadar da ustaymışız bilmeden konuşma konusunda. Şu an acıdan kavrulsak bile ustayız ama değil mi? Sonuçlarımızla değil nitelendirildiklerimizle anılıyoruz.Bazen aniden gelir hatırıma eskilerim, eskittiklerim.
Alışıla gelmiş bir yetidir karşılaştırma yapmak. Ben de bir korkak gibi bunun arkasına saklanarak izliyorum geçmişimin ve geleceğimin adaletsiz kavgasını. Geleceğim konuştukça geçmişimin çıtırdadığını duyuyorum. Böyle giderse fazla dayanamaz ezilir bu yük altında.Annem sevgisini göstermek için eskiden bize sarılıp öperdi. Şimdi ise çoğu zaman yalnızca sanal bağlantılar aracılığıyla görüşebiliyoruz.  Arkadaşlarıyla dedikodu yapmaktan zaman kalırsa gülen surat veya öpücük logosu yolluyor bize. Sonra birden yemek kokuları geliyor burnuma. Gerçek olmadıklarını bile bile doyasıya içime çekiyorum onları. Öyle içten, öyle samimi sarılışları var ki. Sonra annem tarafından gönderilen bir logo daha. Ah annem. Hayal kurmama bile izin vermiyor. Bende biliyorum senin artık yemek yapmadığını. Neden elimden alıyorsun ki seni değerli kılmama neden olan anılarımı?
Her şey, herkes aynı; geçmiş düşmanı, hatıra katili. Bunlar aşkı yok etmiş insanlar. Bakalar mı senin benim gibi özlem duyanların iniltilerine. Ha aşk demişken; oda yok oldu çölde yere düşen bir damla su misali. Bazen öylesine karanlığa gömüyorum gözlerimi. Sonra eskilerden bu yana şair saydığım bir ahbabımın, şimdiler de can çekişen birkaç mısrası volta atıyor beynimin en kuytu köşesinde. Her adımı sinemin ortasında diz çöken ince bir sızıya neden oluyor. Hatırımdan silemediğim o mısralar da buğulandırıyor gözlerimi. Ve şiirler… Aşkı tutabilen tek maşa bence. Ama oda kırıldı kıymet bilmeyenler topluluğu tarafından. Lakin onlar asılı kalmışlar burnumun direğine ve acım ikiye katlanıyor onların her savruluşunda. Vicdan, din iyilik… Bu kavramlara hiç girmiyorum bile. Onlar ta iki binlerin başında yok olmaya başlamışlardı. Ne yazık ki son nefeslerini de buraya kadar ulaşamadan verdiler. Rezillik çekmeden şehit oldular kısacası.
Şimdi ne yeniden geçmiş canlanır bu hoyrat neslin elinde ne de benim gücüm yeter geçmişi geri getirmeye. Hem bence bu çağ ne teknoloji ne de uzay çağı olarak adlandılırmalı. Bence bu çağ esaret çağı. Oturduğumuz yere bizi çivileyen ve kalkmamıza fırsat vermeyecek kadar geniş imkânlara sahip olan bir çağ. Fakat bende bu sefer sonuca değil niteliğe önem veriyorum. Kapatıyorum gözlerimi bu boşa geçen hayat safhasının kolaylıklarına. Sadece sıfatına bakıyorum.
      Aslında, kendimi kuluçkaya yatmış bir tavuğa benzetiyorum bu halimle. Ne olursa olsun kalkmıyor, kalkamıyorum yerimden. Ama aramızda ufak bir fark var tavukla. Onun 21 gün kuluçkada yatacak olması; benim ise teknolojinin getirdiği esaretle ölene kadar…