Konusu " Eğer teknolojinin tüm gereksinimlerinizi karşıladığı, çalışmak zorunda olmadığınız bir dünyada yaşıyor olsaydınız, yaşam seçimleriniz neler olurdu? "

Yazar Rumuzu:lucid2255
Eser Sıra Numarası:220213eser36




                                                               MAZİ
     “Çok iyi hatırlıyorum o zamanları.Her ilkbahar Hanımeli kokusu yayılırdı mahalleye.Bahar geldi mi cıvıl cıvıl olurdu her yer.Babalarımız,dedelerimiz kahvede bütün gün tavla oynarken ya oturup onları izlerdik ya da top oynardık.Arada bir komşu teyzeler pazardan gelir,top oynamayı bırakır yardıma koşardık onlara.Kimsenin kimseden korkusu yoktu o zamanlar.En büyük korkumuz komşu Melahat Abla’nın ağacından erik toplarken terlikle bizi kovalamasıydı.En güzeli de neydi biliyor musun?İnsancıldık.Herkes herkesi tanır,herkes herkese yardım ederdi.Kapılar kilitlenmezdi mesela.En büyük ayıp kapıyı kilitlemekti.İstediğimiz zaman giderdik komşunun evine.Akşam oldu mu ezan okunur,bütün çocuklar oyun oynamayı bırakır,eve giderlerdi.Sonra akşam keyfi vardı bir de.Gazi dedelerimiz bize yaşadıklarını anlatırlardı.Silah seslerini, zafer çığlıklarını, kahramanlıkları hep beraber yaşardık.Televizyon yoktu tabi o zamanlar.Tüm mahalledeki çocukları toplar Ahmet’in evindeki radyodan “Arkası Yarın”ları dinlerdik.Şapşal Donkişot’u,rengarenk çiçekleri, kocaman devleri, küçücük cüceleri, şirin perileri bile ayrı ayrı canlandırırdık hayalimizde.
Hayal gücümüzün sınırı yoktu.Mumun titrek ışığında ödev yapmanın bile eğlencesi ayrıydı.Kütüphanelerdeki ağır, tozlu kitapların kokusunu, onları merakla karıştırmamızı hala dün gibi hatırlıyorum.Bir şeyler öğrenme çabası içindeydik hep. Çocukluğumuzu çocukken, gençliğimizi de gençken yaşardık.Ne fazla ne de az.Elimizdeki değerleri bilirdik.Şimdi her haftasonu gidilen sinemalar o zamanlarda büyük bir hediyeydi bizim için.Sinemaya giderken kırmızı, yeşil, sarı, her renkten şıkır şıkır elbiseler giyilir; öyle gidilirdi sinemaya.Büyük bir heyecanla filmi beklerdi bütün mahalle.Gazozlar içilir, keyifle film izlenirdi.Arkadaşlıkların tadı bambaşkaydı.Beraber türlü türlü haylazlıklar yapar, öğle arası okuldan kaçar, en sonunda azarı beraber yerdik.Kız, erkek ayırt etmeden oyunlar oynardık.Bizim mahallenin erkekleri, mahallenin kızlarını koruyup kollarlardı.Lisedeyken beğendiğimiz bir kızın masasına gizli gizli aşk mektubu koyar, sonra da öğretmene yakalanır, fırça yerdik.Bunların tadı ayrı ayrı güzeldi.Çok güzeldi.Şimdi ise hiçbir şeyin tadı yok.Gençler hevessiz, sıkılmış ve yaşlanmış.Komşumuzun kim olduğunu bile bilmiyoruz artık.”dedi dedem ve sustu.
Dalıp gitmişti geçmişe.Sesindeki özlem ve keder beni çok etkilemişti.Kafamda onlarca soru vardı.Cevabını bilmediğim ve bilemeyeceğim onlarca soru vardı.Neden?Nasıl?Ne yapacağız? Ve daha cevaplanamamış onlarca soru.Hanımeli kokusunu içime çekmenin, sonbaharın tatlı esintisini hissetmenin, bembeyaz kar örtüsünün, yıldızları seyretmenin ne demek olduğunu bilmiyordum.Aksine, egzoz ve duman kokan rüzgarı, hiç bir zaman tam olarak beyaz olmayan kar örtüsünü, gökdelenlerin ışıklarını seyretmenin ne demek olduğunu biliyordum ben.Her şey önümüze sunulduğu için çalışmanın ne demek olduğunu bilmiyor, her şeyin kopyasını yapıyorduk.Ne bir kitap kokusu ne de ayda yılda bir yaşanan sinema heyecanını biliyorduk.Hayat bizim için yoktu.Çocukluğumuzu çocukken, gençliğimizi ise daha sonra, belki de hiçbir zaman yaşayamıyorduk.Arkadaşlığın ne demek olduğunu, insanlara yardım etmenin ne büyük bir zevk olduğunu bilmiyorduk.Saatlerce aptal kutusuna takılı kalıyor ve bir daha ondan kopamıyorduk.Teknoloji yanlış şekilde gelişiyor ve biz bunun esiri oluyorduk.Peki ya geleceğimiz ne olacaktı?Kurtulabilecek miydik bundan?Dayanamadım ve sordum:”Peki ya sonra dede?Bize ne olacak?”
   “Bilmiyorum.”dedi kısık bir sesle.”Bilmiyorum...”