Konusu " Eğer teknolojinin tüm gereksinimlerinizi karşıladığı, çalışmak zorunda olmadığınız bir dünyada yaşıyor olsaydınız, yaşam seçimleriniz neler olurdu? "

Yazar Rumuzu:lal1800
Eser Sıra Numarası:210213eser12




                                                      GEZGİNİN GÜNCESİ
      Teknoloji… Çiçek görünümlü bir silah mı yoksa modern hayatlarımızın en değerli hazinesi mi olduğu sıkça tartışılan, artıları ve eksileri üzerine yorumlar sıralanan olgu. Aslında tezat odur ki bu tartışmaların çoğunu televizyondaki uzmanları izleyerek takip ediyoruz. Bunu ve en sıradan günümüzde dahi bastığımız tuş sayısını hesaba katarsak, teknoloji yararıyla zararıyla artık her birimizin temel parçalarından. Peki, gerçekten her saniye gelişen teknolojinin biz insanların her ihtiyacını karşılayabilmesi mümkün müdür? Teknoloji hayatın ta kendisi olduğunda neler yapıyor olacağız?
  Bundan yıllar öncesini hayal ediyorum. Sanayi devrimine daha yüzyıllar var ve kimse basit el aletleri dışında pek bir şey kullanmıyor. Hiç bir şey ama eller… Hem silah hem çapa hem çatal bıçak… Temel ihtiyaçlarını, geçimini, kısacası her şeyini kelimenin tam anlamıyla el emeği ile sağlayan insanlar görüyorum. İstediğini elde edebilmek için ter dökmek zorunda olan topluluklar. İşte o zamandan günümüze gitgide hayatımıza kolaylıklar girmiş. İnsanoğlunun yapabildiklerini taklit eden ve geçmişte bizzat kişinin kendisinin zaman harcaması gereken şeyleri yapan araç gereçler, makineler veya robotlar var. Yine hayal gücüm beni bugünden yüzyıllar sonrasına taşıdığında çok beklenen, klasik bir görüntü canlanıyor kafamda. Dünyada kimsecikler çalışmıyor, çünkü gerek yok. En karmaşık üretimlerden tutun en sıradan günlük ihtiyaçları karşılayabilen bir teknolojiye sahip herkes. Bu noktada yemek hazırlama, temin etme olayının bile tarih olmuş olabileceği geliyor aklıma. Annelerimiz ‘akşam ne pişirsem’ derdinden kurtulmuş olurlar mı acaba? Ne de olsa ağzımıza bir hap veya bir kapsül atıp açlığımızı yok edebiliriz! Benim gelecek tasvirimde teknoloji adeta bizlerin yerini almış diyebilirim. Evet, bizlerin yerini almış ancak biz olamamış. Çünkü teknoloji her ne kadar ilerlerse ilerlesin, ne kadar fiziksel birimlerimiz kopyalanmış olursa olsun, insanı sadece bir varlık olmaktan çıkaran inançları, istekleri, düşünceleri ve en önemlisi arzuları ve amaçları çok başka boyutlara ait kavramlar…
Böyle aşırı gelişmiş bir zaman diliminde dünyaya gelseydim yaşamımı ne olarak sürdürürdüm diye düşünüyorum. ‘Dünyada bana düşen rol ne olurdu?’ Hemen neleri sevdiğimi, ne yapmaktan hoşlandığımı sorguluyorum. Çünkü eğer gerçekten her ihtiyacım karşılanacaksa, ‘karnım doyacaksa’ , bana düşen tek şey: ruhumu beslemek.
Beni tatmin edecek meşgale gezmek olurdu. Amacım Orta Asya’dan göçen atalarımız gibi otlak bulup geçinmek olmazdı; ama yine de bir şekilde gezmem gerekirdi. Çünkü ideali olmayan, bir şey için çabalamayan kişi kendini kaybeder ve tam anlamıyla boşlukta hisseder. Amaçsızlığın sözlük anlamı gibidir ‘boşluk’. Günümüzde bu ideali iyi bir iş, yeteri kadar para kazanmak olarak varsayıyorum. Öyle bir dönemde ise benim gibi bir gezginin amacı bir sürü insanla tanışmak olabilir örneğin. Bir iş kapabilmek için değil ama sırf yeni tanıştığı insanla aynı dilde buluşabilmek için onlarca dil öğrenebilirim. Dünyayı, gezerken karşılaştığım Taylandlıyla Tayca, Arjantinli ile İspanyolca anlaşmak gibi bir uğraşım olurdu. Fotoğraf çekmek de cabası! National Geographic’e satıp para kazanma kaygısı taşımadan sadece yakınlarımla yaptıklarımı paylaşmak için, bir yarışmada ‘en özgün fotoğraf’ seçilebilmek için fotoğraflar çekerdim. Çünkü hayır; teknolojiyle, profesyonel bir fotoğraf makinesine doğru miktarda ışıkla fotoğraf çekmesini programlayabilirsiniz; ancak  sadece bir fotoğrafçı doğru açıyı yakalayıp deklanşöre basabilir. Tam bu noktada işin içine sanat da girer. Ve gelecekte yapmamız gereken her şey karşılanabilir olacaksa da ortaya bir eser konulduğunda teknoloji sadece bir ‘aracı’ olmaktan öteye geçemez. Aynı, kişisel ‘80 günde devri alem’ serüvenimi gerçekleştirirken kullanacağım taşıtlar gibi. Ben hayatımı gezmeye adamışken kullanacağım herhangi uçan bir araba bana gerçekten kolaylık sağlayacaktır, ancak ‘ruhumu doyuran’ şeyin kendisi olmayacaktır.
Ben geçmişte Marco Polo’ların, Evliya Çelebi’lerin izlediği yolu tercih ederken, böyle bir dünyada; annemi para kazanmak veya bizlere akşam yemeğini hazırlamak acelesi olmadan sihirli iksir hazırlar gibi, yeni kimyasal karışımlar oluşturur gibi mutfakta yeni tarifler denerken düşlüyorum. Sırf bunu yapmayı sevdiği için. Veya eminim ki milyarlarca insan kendi yolu için sporu seçmiş olacak. Teknoloji veya ileri bilim, olimpiyat coşkusunun yerini doldurabilir mi hiç? Bir başka grup, yüksek sesle şarkı söylemeye, duygularını melodilere ve şarkı sözlerine dökmeye devam edecek. Aşk, gurur, hüzün gibi duygular evrensel duygular olmakla beraber zamansızlardır. Eskiden, şimdi ve gelecekte bizler teknoloji bağımlısı da olsak, uzayda yaşamaya da başlasak bir şey fark etmeyecek. ‘Yaşamak’ kavramı, ‘geçinmek ’ten çok uzaktır. Eğer teknoloji bizi tamamen geçindirecekse bizler yaşamımıza anlam katmak için arayışlarda olacağız.
     Uzun lafın kısası, insanoğlu varlığını sürdürdükçe kendine bir ‘iş’ çıkaracağına inanıyorum. Belki gerçekten zorunluluk olmayan ama ‘zorunluluk’ adı altında gerçekleştirilen oyalanma taktikleri… Bense kendimi farklı iklimlerin farklı sokaklarına bırakmış olacağım.