Konusu " Eğer teknolojinin tüm gereksinimlerinizi karşıladığı, çalışmak zorunda olmadığınız bir dünyada yaşıyor olsaydınız, yaşam seçimleriniz neler olurdu? "

Yazar Rumuzu:kardelen1998
Eser Sıra Numarası:250213eser08




                                                SANİYELER GÜN GİBİ
     Saat çaldı aslında uyanmamı gerektirecek bir durum yokken kalkıyorum.Yüzümü yıkamak için musluğu açtım ve suyun gürültüsünde kayboldum bir ara çıktım kaybolduğum yerden.mutfağa girdim karnımdan çıkan sesleri işitince.Bir şeyler yedim ve bugün ne yapmalıyım diye düşündüm .Çalışmak zorunda olmadığıma göre ne yapmalıyım ?Dışarı çıkmalıydım evet dışarı belki yapılacak bir şeyler kalmıştır ümidiyle.dışarı çıktım ve ciğerlerim temiz havayla tanıştı.sahile indim ,alıştığımız o manzaradan eser yoktu.ortalıkta ne bir ses ne seda.tozlanmış banklardan birine oturdum usulca.gözlerimi denizin derinliklerine mavinin koyuluğuna bıraktım. ne denizden esen rüzgarı ne de tenimi yakan rüzgarı hissedebiliyordum .kendimi bu manzaranın pençelerinden kurtardım ve tekrar sokaklarda anlamsızca dolaşmaya başladım.şimdi ne yapmalıydım bugünü nasıl geçirmeliydim?bir yandan bunları düşünürken bir yandan da yürüdüm nereye gittiğimi bilmeden.
Ansızın durdum ve karşımda bir kütüphane. Buraya girmeliydim şimdiye kadar hiç okumadığım okuyamadığım kitapları almalıydım. kütüphaneye girdim. Kütüphaneye girdim , benden başka kimsenin olmayışı buranın terk edildiği anlamına geliyordu sanıyorum. Anlaşılan bilginin bu zamanda yeri kalmamış.Tozlu raflarda okunmayı bekleyen kitaplar bana sesleniyordu sanki.Raflardan birinden bir kitap aldım ve tozlu sandalyelerden birine oturdum.şiirler yazıyordu, üzerinde şiirleri gördüm.Birkaç şiir okuduktan sonra şiir kitabını da yanıma alarak kütüphaneden çıktım.sokaklarda ne yapacağımı bilmeden dolaşıyordum.Aklımda o güzel dizeler,cümleler sana kullanılmamış bir gök getirsem, haftalar ellerimde ufalanıyor.Ne yapsam ne tutsam nereye gitsem, ben sana mecburum sen yoksun.Sokaklarda alışılmışlıklar yoktu.İnsanların birbiriyle selamlaşması ,kaldırımlarda bitmek bilmeyen sohbetler yoktu.sadece sıkılmışlıktı var olan.Bir kağıt parçası düştü önüme .Merakla okudum bu bir opera davetiydi .pazardan, pazarcıdan duyduklarımın daha profesyoneliydi.Bu beni heyecanlandırmıştı.Konserin yapılacağı yere gittim.Kimsecikler yoktu düşünsenize sanatçı bile yoktu .hevesim kursağımda kaldı ve ayrıldım oradan.Bu zamanda bilgiye ihtiyacın olmaması gibi sanata da yokmuş .Dışarı çıktığımda gökyüzünün karanlığa büründüğünü fark ettim ve eve doğru yol aldım.yürürken bir köşeden papatya çiçeği aldım,kokusunu içime çektim.Bu güzelliğin değerini bilmek gerek.Papatya falı yapıyordum Arnavut kaldırımlarında .Evimizin  bulunduğu sokağa girdim.Bu saatte sokak köpeklerinin beni karşılaması gerekiyordu;çünkü ben onları onlarda beni seviyordum zaten önemli olanda buydu.Eve vardım, kapının önünde oturdum ve bugüne başladığım yerdeydim.Kapının önünde oturdum ve zamanın ne çabuk geçtiğini aslında yapmak istediğim şeylerin şimdiki zamanda daha anlamsız tatsız ve tuzsuz  olduğunu fark ettim.
    Çalışmak,para kazanmak çok güzel bir duyguydu ama yetmiyordu bana.24 saatimi götürmüyordu.Şimdi ise “zamanı” anlıyorum.dakikaların 60 saniye saatlerin 60 dakika olduğunu.