Konusu " Eğer teknolojinin tüm gereksinimlerinizi karşıladığı, çalışmak zorunda olmadığınız bir dünyada yaşıyor olsaydınız, yaşam seçimleriniz neler olurdu? "

Yazar Rumuzu:hayal9495
Eser Sıra Numarası:220213eser27




                                                                          SON
       Son 3:00, 2:59, 2:58…

     Yine buradayım...Düşüncelerim beni yine bu kütüphaneye getirdi. Kulaklarımda geri sayımı bastırırcasına çalan klasik müzik...Rafların arasında geziniyorum. Sahip olduğumuz son kitaplar... Bir tanesini elime alıyorum. Rastlantı değil, ezberlemiş olmanın verdiği bir rahatlıkla sayfaları çeviriyorum. Gözlerimi kapatıyorum. Dudaklarımdan ritme eşlik edercesine dökülüyor sözler: “Özledim seni/Ayrılık yüreğimi uyuşturuyor karıncalandırıyor nicedir/Beynimi uyuşturuyor özlemin/ Benimle olduğunu bilmenin bunca zamandır içimi ısıttığını/ yeni yeni anlıyorum.”(1) 
“Bu nasıl bir şey?” diye soruyorum kendime, "insanlar gerçekten böyle hissedebilir mi?”
“ Hayır tabiî ki!” diyor çok sevgili robotum Shigella. Nasıl buraya geldiğini anlamıyorum. “Unuttun mu, biz düşüncelerimizle birbirimize bağlıyız. Sen benimle asla konuşmazsın. Ben düşüncelerini okurum.” Yeterince açıklayıcı konuşuyor. “Nasıl unutabilirim ki(!)” Ona bakıp nasıl bu kadar kusursuz olabildiğini düşünüyorum. İnsanların hayatlarını kolaylaştırmak için yapılmış basit bir robotken şimdi insanlığın merkezinde olduklarını düşünüyorum.   “ Tüm bunlar sizin için diyor. Unutmayın bizler sizin için buradayız; birbirinizi üzmemeniz, yorulmamanız, hastalanmamanız, hayatlarınızı daha kolay devam ettirmeniz için buradayız.” “Evet...” diyorum. “ Tüm bunları yaparken bizleri birbirimizden uzaklaştırdığınızı da unutma lütfen!” diye ekliyorum. Başını utanmış gibi öne eğiyor. Duyguları olmadığını ve asla kırılmayacağını iyi biliyorum. “Teşekkürler atalarım!” diyorum, “Gerçekten bize çok büyük iyilikler yaptınız.”
Dışarıdayım bu defa. Alışık olduğumuz yüksek binaların ortasından alışılmışın dışında yürüyorum. Tüm robotlar dönüp bakıyor. Evet robotlar dönüp bakıyor. Saçma ama gülümsüyorum. Acınası halimize gülümsüyorum. Biliyorum hepsi sahipleriyle iletişim halinde “ Bu, sabahki bilim kadını değil mi?” diye soruyorlar. Haklılar, ben daha bu sabah olay yaratan araştırmacıyım. Bir basın açıklaması ve… Sahi nasıl girmiştim söze?
“Aslında hepinizin yakından bildiği bir proje bu…Yüzyıllardır süregelen fakat kesin olarak son iki yıldır veri elde ettiğimiz bir proje... Hepimiz biliyoruz ki gezegenimiz milyarlardır farklı farklı insanları ve olayları üzerinde barındırmış bir yer. Bizden önceki kuşaklar, tarih konusunda ellerindeki sınırlı teknolojiyle çok iyi çalışmalar yapmışlar. Biz ise bugün tüm o çalışmaların üzerine en büyük payı ekleyerek onlara ait kaybolmayan görüntü ve sesleri, uzaya göndereceğimiz bir mekanizmayla bilgisayarlarımıza toplayacağız. Bunun doğuracağı olumsuzlukları en aza indirmek için su altında sürekli olarak denemeler yaptık ve sonuç gerçekten mükemmel. Bugün ise saat üçte tüm bilim adamlarının onayıyla geri sayıma başlayacağız. Hepinize ilginiz için teşe…”
“Bir saniye olumsuz sonuç mu dediniz, ne gibi?” İnanılmazı yaşamıştım. Hayatımda ilk defa biri benimle konuşmuştu ve bu insandı.Birinin beyinizi okumadan size bir şeyler sorması ilginçti. İlk defa sokaklarda robotlardan ve benden başka biri vardı. 

    Son 2:00, 1:59, 1:58…

   Şimdi de o sokaklardayım. Etrafıma bakıyorum. Her zamanki gibi simsiyah bir gökyüzü... Işınlanan insanların bıraktığı sisler... Sadece fotoğraflarda gördüğüm denizin yerindeki  binalar... Tek bir hayvan sesinin bile olmadığı bir sessizlik... Kulaklarımda geri sayımın sesi ve beynimde dönüp duran şairin sözleri: “Eğildim sonra gövdeyi tanıdım ve düzeni gördüm/sessizliğin dümdüzlüğünü gördüm/yinelemedi gördüğüm hiçbir şey/böyle yavaş yavaş geçtim insandan insana / insanlaştırdım yavaş yavaş dışımı / böyle karıştım kalabalıklara/ kalabalıklaştım böylece” (2)
"İnsandan insan..." " kalabalıklaşmak..." Asla tadamayacağım bir duygu. Etrafıma baktım yeniden ve robotlaştırdım kendimi, hislerimi, kalbimi…
Evimdeyim bu sefer. Karşımda iki fotoğraf... Biri 2003, biri 2406 yani günümüz. Gözlerim 2003’te. Anne ve babasına sarılmış bir çocuk, deniz kenarında bir yerde... Hemen yanlarında bir çift, sarılmışlar birbirlerine. Bir köpek, kuşlar ve deniz…. Asla görülmeyen ve sahip olunamayan anlar... Boşlukta olduğumu anlıyorum o an. Aslında hiç anne ve babamı tanımadığımı hatırlıyorum. Devletin ihtiyaçları doğrultusunda sperm bankalarından alınan spermlerle doğurtulmuş ve yalnız büyümüş bir çocuk olduğumu düşünüyorum. "Fabrikasyon üretim..."

      Son 1:00, 59, 58…

    Projenin sonuna gelmiş olmanın verdiği heyecanla masanın başına geçiyorum. Nasıl bir hayat istediğimi biliyorum, neler yapmak istediğimi biliyorum. Karşımda bilim adamlarının robot hologramları…
“Hoş geldiniz.” diyorum.
“Tüm bu iki senelik zaman diliminde benim yanımda olduğunuz ve projeme güvendiğiniz için sizlere teşekkür ederim. Hepimiz biliyoruz ki bu proje geçmişimizi aydınlatıp gelecek için daha sağlam adımlar atmamızı sağlayacak. Aslında benim söyleyecek çok fazla sözüm yok; ama sizin varsa seve seve dinlerim.”
“ Sorumu aracısız sormayı tercih ediyorum.” diyerek beni şaşırtarak kendi hologramı gelmişti Bay Johnny Stephuar’ın: “ Bugün basın açıklamasında üstü kapalı bahsettiğin tehlike nedir?”
“Bir saniye olumsuz sonuç mu dediniz, ne gibi?”
“Herhangi bir terslik... Biz tüm tedbirleri alsak da bazen elimizde olmayan nedenlerle işler karışabiliyor. Fakat tüm bunları en aza indirdiğimize emin olabilirsiniz. Size güvence veriyorum.”’  Evet, sabahki basın açıklamasında verdiğim cevap kesinlikle buydu diye düşünüyorum.
“ Tehlike? İlginç değil mi Bay Stephuar, belki de hayatınızda ilk defa biriyle yüz yüze görüşüyorsunuz. Sorduğunuz soruya şu şekilde cevap verebilirim: "Buna ne açıdan baktığınız önemli. Eğer benim açımdan bakıyorsanız bu olması gereken bir şey; ama sizin ve tüm dünyanın açısından… Bilemiyorum. Bahsettiğim tehlike…"
       
     Son 4, 3, 2, 1 …


(1) Can YÜCEL

(2) İlhan BERK