Konusu " Eğer teknolojinin tüm gereksinimlerinizi karşıladığı, çalışmak zorunda olmadığınız bir dünyada yaşıyor olsaydınız, yaşam seçimleriniz neler olurdu? "

Yazar Rumuzu: gözlüklümuharrir 1465
Eser Sıra Numarası: 220113eser06



                                                          SEVİŞME ÖZGÜRLÜĞÜ
      Şöyle girer lafa Schopenhauer: “ Varoluş – bu müphem, esrarengiz, azap verici, rüya gibi gelip geçici varoluş- meselesinin bizim için ne kadar büyük ve yakın bir mesele olduğu düşünülecek olursa bir kimse onun diğer bütün meseleleri ve amaçları gölgelediğini derhal fark eder…”([1]) Bedensel anlamda insanın, doldur boşalttan başka yaptığı bir işi yoktur. Ömrü bu döngüyü sürdürme üzerinedir. Bu döngüde aklı kurcalayan sorular ya sıkışıp bir süre sonra kaybolur ya da başka döngünün selametini düşünen döndürücüler tarafından mistik ve hoş duyumlu sözlerle cevaplanır. İşte bu döngü meselesini teknoloji rayında düzenlersek geriye coşkun ve çetrefilli insan ile eni boyu olmayan evrenden başka ne kalır ki? İnsan aklını kurcalayan soruların cevaplanması üzerine asırlardır süren felsefeden; insanı insan kılan, güzeli arayan ve onu türlü biçemde neşreden sanattan;  gerçekliğe ilişkin her şeyi alt üst edip onun işleyişini çocuksu bir merakla keşfe çıkan bilimden başka ne kalır? 
İhtiyacın tatmin, düşüncenin özgür edildiği Eski Yunan var. Kendi boylarındaki meyve ağaçlarının arasında dönüp duran ve evren üzerine düşünen ilkçağ filozofları, eşitlikçi olmayan bir sistemde felsefeyi kurdular. Yapacağımız, döngüyü kendine yabancılaşan kölenin sırtından teknolojiye aktarmak.  
Ne beklenebilir ki felsefeden? Niye yapmak isterim felsefe? Ne bekleyebilirim her doğa biliminin ham maddesi olan ve salt kabullerden yola çıkan matematiğin, bu kabullere sığdırılamayacak kadar esnek ve de geniş olan doğayı incelemesinden? Sonsuz değişkenli insanı inceleyen bilimlere nasıl güvenip yorum yapabilirim? Var olmak için!  Doğanın akışındaki bir parçadır insan ama bundan da ötedir aynı zamanda. Varoluş özgünlüğü şıp beliren bir durum değil ki! Onu felsefe ve bilim ile beslemek gerekir. Bilimin doğa üzerine söylediklerine muhtacız. Geçmişin boş inanışları üzerine kurulu düşünce yapımızı değiştiren bilim değil miydi? Felsefenin ise sınırları bilimden de ötedir. Sorgulayan zihni var eden, kafamızı kurcalayan her türlü soruya tutarlı yanıtlar vermeye çabalayan, her yere yüklü ihracı gereken, sistemli düşünme etkinliğidir felsefe. Sanata, bilime, siyasete, ahlaka ve birçok alana asli değerini, onların yöntemini verendir felsefe. Hocamın dediği o “eşeleme duygusunun” tek tatmin imkânıdır.  Sanatın ise ayrı bir değeri var bende. Doğaya farklı bir gözle bakmamızı sağlar. Sağduyunun kontrolünde kaçırılan her duyuş, her görüş, her tat, her his, her koku onda güzel olana bürünür. Dünyayı güzel kılan odur.
İşte tam karşımda apaçık bir biçimde duran bu dünyada, varlığını dogmaların esiri etmek istemeyen ben, evrenin yaşı ve boyutu yanında minicik kalan fakat onu eşelemeye devam eden ben, insanın insana tahakkümünü reddeden ben, meta fetişizmini reddeden ben, fanatizmi reddeden ben ve gene bilimin gücüne inanan ben, aklın sorgulamasının en anlamlı uğraş olduğuna inanan ben, güzeli duyuşumda ve dünyada isteyen ben, fikrin hürriyetinin sınırsızlığına inanan ben, kısaca teknoloji ütopyasının ardından salt var olmak isteyen ben, şu dizelere bağlandım:

Var olmaksa var olmanın denklemi /Sartre, Camus ile
Düşünmekse var olmanın denklemi/ Descartes ile
Denklemse var olmanın denklemi/ Einstein, Şengör ile
Güzeli amaçsız sevebilmekse var olmanın denklemi/ Beethoveen, Buda ile
Bolca delilikse var olmanın denklemi/ En güzeli hepsiyle.


[1] Okumak, Yazmak ve Yaşamak Üzerine- Schopenhauer