Konusu " Eğer teknolojinin tüm gereksinimlerinizi karşıladığı, çalışmak zorunda olmadığınız bir dünyada yaşıyor olsaydınız, yaşam seçimleriniz neler olurdu? "

Yazar Rumuzu:gizli özne2458
Eser Sıra Numarası:240213eser30





                          BÖYLE MUTLULUK OLMAZ, BÖYLE YALNIZ KALINMAZ
-Beni Sonuna Kadar Oku-
       Sıcak temmuz akşamlarında hülyaların seyrine kapılmak ne hoştur bizim için. Rastgele hayaller peşinde koşarız nefesimiz tükenene kadar. Tek gayemiz mutluluktur. Her an biletimizin kesilme ihtimali bulunduğundan doymaya çalışırız dünya nimetlerine. Doymayız da bir türlü. Hep en iyisini isteriz. Çok basittir bunlar. Yorulmamıza gerek yok. Sadece canının istediğini yap. Ne de olsa her şey gerçekleşti.  Sana düşen tek görev bunları tatmak, doğaya egemen olmak. Gez, eğlen, düşün, gül… Senin yerine ağlayan bir sema var.
Bir günün nasıl geçtiğini düşünsek hep tembellikle geçer. Çünkü ‘çalış’ diye bir kural yok. Böyle olunca da sadece çalışmayı alışkanlık edenler çalışır. Ötekiler ise aylaklığın tadını çıkarır. Yetim karınca çalışır hâlbuki. Çalışmazsa aç kalacak, belki bir tükürük gölünde boğulacak. Bir deri bir kemik olduğuna bakmayın, taşı sıksa suyunu çıkarır. Paylaşmayı da sever her yetim çocuk gibi. Karnı doysun ister yetim karınca. Yüksek topuklardan çok korkar karıncacık. Normaldir her canlının belki de ölüm sebebi olacak şeyden korkması. Hoş, yaşasa bile kocaman midesi boş. Çok özenir bu yetim yavru o koca cüsseli canavarlara. Anlam veremez onların bu vurdumduymaz tavırlarına. Bir gün sormak ister onlara neden çalışmadıklarını. Böyle giderse yazın aç kalacaklar. Ama o hazırdır mısır tanesini paylaşmaya. Beyhude, bu koca cüsseli yürüyen ağaçlar küçümser onu. Lâkin anlamaz ki onların gayesiz yaşadığını. Bir filozof edasıyla gamzesi belirir soluk benzinde. Bizde ise tebessüm kalmamıştır. Her istediğine ulaşmak haz vermez insana. Zoru isteriz fıtratımız gereği. Ulaşılamayanı elde etmek mesut eder bizi lâkin bizim sahip olduklarımıza herkes varabilir. Farkımız yoktur ki diğerlerinden. Herkes rahat, herkes kaçak…
Feryat etmek istiyorum bir nankör oğlan yavrusu gibi. Semada yankılansın sedam. Hüzünlüyüm; gökteki yıldızlar iştirak eder yalnızlığıma. Bulamam ki üzüntümü paylaşacak bir insanoğlu. Hepsi dağılmıştır çekirge sürüsü gibi bu nimetleri talan etmeye. Oysa ne güzeldi eski zamanlar. Emeğimizle kazandığımız paraları harcarken emsalsiz mutluluk duyardık. Hedeflerimize ulaşmak için özveriyle çalışırdık. Kış akşamlarının yorgunluğunu temmuz tatillerinde atmak ne güzeldi. Sıkıntılar bile bahtiyar ederdi bizi. Şimdiyse bunların fazlasına emeksiz sahip oluyoruz.  Ve yorulmadan kazandıklarımızdan bıkıyoruz artık. Gezmek, eğlenmek yorulmaktan daha az zevk verir oldu. Duygularımızı paylaşacak kimse kalmadı kendimize bile yabancı olduk işte. Bu haller içinde ben o yetim karınca olmak istiyorum. Anlayamadan bu dünyayı gamzem silinmesin yanağımdan. Ey, sen bu satırları yazan ediplik yolunda bir yavru ceylan! Ben boynu bükük karıncayım silme beni ki varlığımı sürdüreyim senin satırlarında. İnsanın bedenine koyma benim saf ruhumu. Ben emeksiz satın almam hiçbir bilgiyi. İstemem işimi başkasının yapmasını. Alın teri olmadan yapılan yemeğin tadını hiçbir baharat getiremez.
Aynı çizelge üzerinde yaşıyoruz hayatı. Baştan sona aynıdır yaptıklarımız. Gözümü açarım ve bugün ne yapacağımı düşünürüm. Canım bir gün o ülkede, bir gün şu ülkede gezmek ister. Bir gün vaktimi televizyonla geçirirken bir gün kitaplarımla geçiririm. İlk bakışta hiç tükenmeyecek kadar seçeneğim olduğunu zannederim. Hatta daha da abartarak bunları gerçekleştiremeyeceğim zannına kapılıp kendimi elemin o esefli kollarına bırakırım. Fakat yaptıklarımın birbirinin aynısı olduğunu anlarım. Yapacak çok etkinliğim olduğu düşüncesi hâkim olduğundan yaratıcılığım kış uykusunda yatıyor.  Elde olanlarla yetiniyorum hiç sorgulamadan. Sorguladığım tek şey neden yalnız kaldığımdır. Bunun cevabını bulmak hiç de zor olmuyor. Herkes kendi arzularını gerçekleştirme çabası içinde olduğundan, unutuyorlar bu dünyada tek olmadıklarını. Monotonlaşıyorlar farkında olmadan ve duyguları da en asgari düzeye iniyor. Yapacaklarını hayal ederken sevinmek ve bunlara emeksiz sahip oldukları için üzülmek duygusundan başka duyguları kalmıyor. Yardımlaşma, dayanışma gibi sözcükler de siliniyor sözlüğümüzden. Belleklerden silmemiz daha da kolay dilimizden silmekten. Kimsenin yardıma ihtiyacı yok ki yardım edeyim. Kimse açlıktan ölmüyor hiçbir çocuğun arkasında onun saf bedenini bekleyen akbabalar pusuya yatmıyor ki dayanışma olsun. Eskiden can feda dediklerimize şimdi dudak bükebiliyoruz. Biz, bir buğday tanesi yiyebilmek için ter döken ataların her gün çeşitli mutfakların yemeğini yiyip de şükretmeyen torunlarıyız. Bilmeyiz ki dedemizin emeğiyle yediği o buğdayın bizim sahip olduklarımızdan kat ve kat lezzetli olduğunu.
       Artık ne “eline sağlık” ne “teşekkür ederim” kalmıştır dudaklarda. Sadece haz ve zevklere odaklanmış bir insan sürüsü vardır, yaşamdan bezmiş olan. Sanırım her şey kararında olunca güzel. Şahsen ben hayatımın her anını rahatlarla değil mutluluğunu da sevincini de sevdikleriyle paylaşan ve mücadele içinde olduğum bir hayatı öyle tekdüze bir hayata tercih ederim.