Konusu " Eğer teknolojinin tüm gereksinimlerinizi karşıladığı, çalışmak zorunda olmadığınız bir dünyada yaşıyor olsaydınız, yaşam seçimleriniz neler olurdu? "

Yazar Rumuzu: firari7391
Eser Sıra Numarası:240213eser21




                                                    AYRI İKİ DÜNYA
     Kendine kolay gelene kaçar insanlar. Ama asıl teknoloji, zor olanı başarmak değil midir?  İnsan, zor şeyleri başarırsa, kendini aşmaz mı? Sınırlarının dışına çıkıp da kendini adamaz mı azmin kollarına? Azim dedim değil mi? Bu teknoloji denilen tembellik aleti azmi katletmiyor mu? Atanın torunları,  teknoloji ile yan gelip yatmaya alışmadı mı?  Yazık ki,  ülkemizin gök kubbeye yasladıkları merdivenle yukarıya, hep yukarıya çıkarmaya çalıştıkları, gelecek dayanaklarımız, başarı timsallerimiz, yeni neslimiz kolaya alışıp da ne çabuk unuttular dedelerinin teknolojilerini…
Her devrin bir teknolojisi vardır aslında, her yaratılmışın. Örneğin arılar… Gökkuşağı renklerine boyanmış, mis kokulara bürünmüş çiçeklerden, bir altın nimet üretmek. Mucize gibi bir şey. Lakin bunu ‘çalışarak’ yapıyorlar. Çalışarak!
Kendinden ne kadar da uzak insanlar. Bir sele kapılmış gidiyorlar, ev hanımlarına robotlar, kızlara bilgisayardan renklerini seçebileceği elektronik kıyafetler, öğretmenlerin öğrencilerin kafasına uyguladıkları bilgi enjektörleri, yemekler bile kapsül olmuş artık, hap gibi bir şeyden istenilen yemeğin tadı alınabiliyor. Para kazanma ihtiyacımız dahi ortadan kalkmış. Ulaşacak bir hayal kalmadı ki ortada, her şeyi çürütmüşüz aslında. Mutlu olmak ne kadar da imkânsızlaşmış…
Teknoloji devrine göre büyüktür. “Bundan daha fazla ne yapılabilir ki?” sözü çok fazla zikredilmiştir her buluşta. Ve git gide gelişmiş, profilini aşmıştır teknoloji. Artık taciz etmeye başlamıştır hayatımızı...
Dışarı çıkıyorum, arabalar uçuşuyor, yere bakıp yürüyorum, kaldırım taşları tıpkı gökyüzündeki yıldızlar gibi, yanıp yanıp sönüyor. Çocukların elinde topaçlar yerine küçük bilgisayarlar... Hapsolmuşlar sanki onlara, farkında değiller, hayatlarının renkleri griye bırakıyor yerini.
Bir hayat yaratmalı şimdi. Teknolojiyi kullanarak, fakat teknolojinin haricinde kalan her şey olmalı bu hayatta. Yeşil olmalı, ateş yakıp ısınmak, aydınlanmak için çakmak taşı, çıra olmalı. Güvercinler olmalı o atılan mesajların yerine. Sevgililer, özlemeli birbirlerini, istedikleri an fotoğraflarına -durdurulmuş zamandaki yaşamlara- bakamayacaklar çünkü. Doğa olmalı, ‘doğallık’ olmalı…
Ve ben, hasretimi gidereceğim, doya doya yaşayacağım bu hayatı. Tam anlamıyla esir hayattan, kelepçeleri kırarak kaçmaktır bu. Kaçmak, ve firari yaşamak huzurlu bir şekilde. Sabahları horoz sesleriyle uyanacağım, tavuklarımın folluklarda bıraktığı yumurtaları, bahçemde yetiştirdiğim, her gün sulayıp, büyümelerine şahit olduğum,  mis kokulu sebzelerimi toplayacağım. Dağlardan süzülerek akan buz gibi gazel sularından kana kana içeceğim. Hışırtılarının yoldaşım olduğu ulu çınarın serin gölgesinde okuyacağım kitaplarımdan alacağım haz da sonsuz olacak. Akşamları komşu gezmelerimde içtiğim dağ çayıyla yapılan sohbetin tadı damağımda kalacak. Dünya ikiye bölünecek benim için: Gürültülü, oksijen denilen şeyden eser kalmayan, egzoz dumanlarını nefes saydığım, canımın evden çıkmak istemediği, kapkaranlık bir dünya. Ve sessizliğin içinde dans eden, saçlarımı okşayan, suratımı yalayan rüzgârın olduğu, gözlerimi kapattığım zaman, kuşların şarkılarını dinleyerek kulaklarımın bayram ettiği diğeri.
      Her gittiğim zaman bir dünyaya, geri döndüğümde kıymetini anlayacağım diğerinin. Ve o diğeri tüm yaratılmışlar için ‘yeşil dünya’ olarak kalacak…