Konusu " Eğer teknolojinin tüm gereksinimlerinizi karşıladığı, çalışmak zorunda olmadığınız bir dünyada yaşıyor olsaydınız, yaşam seçimleriniz neler olurdu? "

Yazar Rumuzu:estubil1998
Eser Sıra Numarası:240213eser16




                                                             KARMAKARIŞIK
     Bir dünya görüyorum gelecekte. Ama bugünden çok farklı. Kimse yok gibi aslında var gibi. Karmakarışık… Anlatmamı ister misiniz?
İlk önce beni sisli bulutlar karşılıyor. Giriyorum içine. Adalar var, yüzen adalar; gökyüzünde. Gökyüzü de karanlık . Tozlu gri rengi. Evet adalarda kalmıştım değil mi? Adalar sanki her biri farklıymış  gibi, ama farklı değil; farklı olmaktan çok hepsi aynı: hepsinde kurumuş dalları   olan, hastalıklı bir insan gibi bakan ağaçlar var. Ben hiç ot göremiyorum. Hiç kuş cıvıltısı duyamıyorum . Çok ilgimi çekti. Daha yakından baktım. Şimdi adaların birindeydim hiç kuşkusuz. Çünkü yine aynı şeyler : sessizlik ve bitmişlik … Sonra uzaktan bir şey dikkatimi çekti. Daha dikkatli bakınca bu kapkaranlık ormana – eskiden orman olduğumu düşündüğüm yere – gizlenmeye çalışılmış koskocaman bir bina gördüm. Ama yükseklik bakımından olduğu kadar genişlik bakımından da koskocaman. Bu bina geniş koyu yeşil sarmaşıklarla kaplı."Sarmaşıklar eskiden canlı olmalıydı" diye düşündüm. Artık buradaki her şey gibi sarmaşıklar da kurumuştu. Ve solmuş yeşil renkli binayı, kocaman bir o kadar da ölmüş olan ağaçlar gizliyordu sanki. Bu sefer orayı daha yakından inceledim. Ve gördüğüm şey karşısında ilk önce çok şaşırdım. Sonra bu şaşkınlığım giderek korkuya dönüştü. Burada iyi şeyler olmuyordu...
İnsanlar çok mutlu görünüyordu. Herkes, yan yana dizilmiş bir sürü işlevi olduğu varmış gibi görünen soluk gri, bir tabutu andıran ama tabut olmayan bir şeyin içinde huzurlu bir gülümseme ile oturuyorlardı. Ama buradaki tek garip şey tabutta oturan insanlar değildi. Bu insanların kafalarının üstünde birbirine karışmış borular vardı : sarı , gri , siyah , bronz , mavi  hatta siyaha yakın kırmızı renkliydi. Bu boruların hepsi insanların vücutlarına küçücük birer iğnelerle tutturuluyordu. İşlevlerini şu anda bilmiyorum. Ama öğreneceğime eminim.
Bir insan görüyorum ama ayakta. ‘ Herkes o  tabutun içindeyken neden ayakta ? ’ diye düşünürken ; bir odadan yüzlercesi çıkıyor. Tam o anada birinin yüzünü görebiliyorum. Bunlar insan değildi : donuk bakışlı , hepside koyu saçlı , soluk tenli insana benzeyen canlılardı. Daha çok ölü gibiydiler. Sonra hepsi de teker teker tabutların başlarına geçtiler. Ve gülümseyerek borulardaki iğne uçlarını değiştirdiler. Ve hepsinin de ellerinde bir şey vardı : minik kapsüller. Tam o anda arkamdan sesler geldi. Ve arkamı döndüm kafamı yukarı kaldırdığımda ise her yerin sanki bir televizyonla çevrili olduğunu gördüm. Ve insanların da tabutlarından cüzdan gibi bir şey oturdukları hizaya kadar çıktı. Ve açıldı açıldı. En sonunda büyük ekranlı birer televizyonlara dönüştüler. Çok şaşırmıştım ve daha neler görebileceğimi merak ederek ileri doğru yürümeye devam ettim. Sağımda camlı bir oda vardı. Camdan içeri bakınca burada bir kazan olduğunu gördüm. Her dakikada bir sürü kutu çıkıyordu kazanın içinde. Camlı bölmeye girdim. Ve kutulardan birini kapıp çantama koydum. Camlı bölmeyi terk ettim. İleri doğru yürümeye devam ettim. Bir odaya girdiğimi hissettim. Ama burası oda değil evlerden oluşmuş bir şehirdi sanki. Aslında bildiğimiz evlerden değildi bunlar : saydam ,  bir cam gibi içeriyi gösteren bölmeler diyebilirim daha çok . Bu bölmelerde de biraz önceki gördüğüm manzara vardı. Ve soluk tenli , koyu saçlı insanlardan bu bölmelerde de vardı. Ama bu sefer üstlerinde hep renk değiştiren pantolonlar,etekler,elbiseler,takım elbiseler,kravatlar,saatler vardı. Daha dikkatli bakınca hep cinsiyetlerinin de yüzlerinin de değiştiğini görüyordum.
Biraz önceki baktığım yerde şimdi kısa boylu , kot pantolon giymiş, üstünde de hala değişip duran gömlek olduğunu zor seçtiğim bir şey vardı. Halbuki biraz önce orada saçları topuz olan mavi gözlü bir kadın vardı. Garipti. Ama alışmıştım sanki. Sonra fark ettim ki burada tek değişmeyen : koyu renk saçlar ve soluk tendi. Bu bölmelerin birine dayanamayıp girdi. Burada da tabutlar ve bir sürü kablo vardı insanların kafasından çıkan. Ve dört tane insan… Bu insanlardan hepsi erkek belki de kadındı-artık cinsiyetlerini bile seçemeyeceğim şekilde kilo almışlar sanki bir dolunay gibi yusyuvarlak olmuşlardı. Saçları yoktu. Hepsininki de tıraş edilmişti. Ve bu insanların gözleri yuvalarına doğru yumulmuştu. Yumuk yumuktu. Çok korktum. Ve bu cam bölmeyi terk ettim. Diğer cam bölmelerde de aynı şeyler vardı: Tıknaz suratlı, huzurluymuş gibi bakan ve gülümseyen ama saçları olmayan insanlar… Ve çok işlevli tabutlar… Çok panikledim.Hemen koşmaya başladım. Ama yine geldiğim yerdeydim. Koşup koşup duruyordum ama aynı yerdeydim hala. Korkuyordum.  Aynı zamanda da paniklemiştim. Sırılsıklam olmuştum.  Çok terlemiştim. Çok susamıştım. Başım dönüyordu. Aklıma çantaya koyduğum kutu geldi. Hemen çıkarıp kutuyu açtım. İçinde gri renkte bir sıvı olan minik minik tüpler vardı. Tüplerden birini açıp içtim. Çok rahatladım demeye kalmadan başım döndü ve her yer karardı.’’
     Uyandığımda sırılsıklam terlemiştim. Hemen kendimi çimdikledim. Aaahh! Diye küçük bir çığlık attım. Tamam uyanmıştım. Rüyaymış. Oh be, o neydi öyle! Çok korkmuştum. ‘Neyse ki rüyaymış. ’ Ama bu beni çok etkilemişti. Yatağımda doğruldum. ‘ Orada su yoktu. Ne dağ vardı ne kuş ne de böcek. Hiç ses de yoktu. Yüzen kara parçalarına ne demeli? Sonra ya tabuttaki insanlar? Onların yüzündeki huzurlu ama boş bakışları hatırlayınca çok korktum. Ya bedenleri? Ellerindeki parmaklar artık küçük birer topçuk gibi olmuş kendileriyse bunun elli katı idi. Aaah! Çok korkmuştum. Böyle bir gelecek mi bekliyordu bizi acaba? Kupkuru, hastalıklı ağaçların olduğu bir damla suyun bile bulunmadığı? İnsanların bilinçsiz olduğu? Olmamalı diye düşündüm.’Böyle olmamalı sonumuz. Bugünkü dağlar hala olmalı, ağaçlarımız yemyeşil kalmalı, insanlarımız; çalışkan, hareketli olmalı ve asla boş bakışlı olmamalı!