Konusu " Eğer teknolojinin tüm gereksinimlerinizi karşıladığı, çalışmak zorunda olmadığınız bir dünyada yaşıyor olsaydınız, yaşam seçimleriniz neler olurdu? "

Yazar Rumuzu: elzem8585
Eser Sıra Numarası:210213eser05




                                            TEKNİK GÜÇLER, TEKNOLOJİK İŞLER
      Hayatımızın öznesidir teknoloji.Ulaşımdan ticarete, ticaretten sağlığa, sağlıktan iletişime her zerresiyle hayatımızda. Hayatımızı kolaylaştırdığı gibi, yaşamamıza daha çok fırsat veriyor. Yani zaman kazandırıyor. Kazandırmasına kazandırıyor da, kaybetmemize neden oluyor mu? Zaman kazanmak ve zaman kaybetmek, aralarında ince bir çizginin bulunduğu iki farklı olgu. 
Zamanı kazandığınızda, onu artırmış olursunuz ve bu ek puan gibidir. İşinizi hep kolaylaştırır. Ancak zamanı kaybettiğinizde, ardınızdan gelen dakikalar sizi sıkıştırır, saniyeler celladınız olur sanki. Teknoloji bize zaman kazandırıyor da, tam olarak istediğimizi veremiyor. Eğer teknoloji en yüksek seviyesinde beni bekliyor olsaydı, ona koşarak zamanı verirdim. Çünkü zaman ilerliyor, kağıda dağılan mürekkep gibi işliyor hayatımıza. Ve onu durduramıyoruz. Kendimizi ayarlıyoruz ona göre, bazen değiştiriyoruz hatta. Akıp giden zaman bir matematik olsun, biz etkisiz elemanız. İşte zamanı etkisiz eleman yapmalı bu teknoloji.
Teknoloji ilerliyor, zaman da ilerliyor. Herkes biliyor ki giden zaman geri gelmiyor. Kağıda dağılan mürekkep kaleme geri dolmuyor. Zamanın adı nehir olsun, biz o nehrin içindeki sabit bir kayayız. Bazen o nehir bizden bir şeyler koparıp gidiyor; fakat akan sular ne geri geliyor, ne de geri getiriyor.Özlemlerimiz, kavuşmalarımız, mutluluklarımız, hüzünlerimiz, başarılarımız, yenilgilerimiz… Zamana gömülüp gidiyor.
Mümkün olsun yada olmasın, ben teknolojinin zamanı geri getirmesini isterdim. Tecrübelerimle birlikte, göğsümü gere gere zamanı teslim almak isterdim. Birde işin kişisel tarafından açalım pencereyi. Herkes için aynı şeyi ifade ediyor mu bilmem ama mesafeler benim için en korkunç şey hayatta. Mesafe deyince akla hemen kilometreler, ülkeler,şehirler vs. geliyor. Evet, mesafe genelde böyle somut devam ettirir varlığını.Ya da biz sadece gözümüzle gördüğümüz mesafeleri kabul ederiz. Çünkü onların bir sonu vardır; bin kilometrenin, on bin kilometrenin veya daha fazlasının, sonu hep vardır. Sonundaki kişi bize o mesafe kadar uzaktır, hayatımızın kahramanı o “teknoloji”  mesafeyi aşmamıza yardım eder. Bizi özlemlerimizle birlikte yolun sonuna götürür, görevini tamamladığında ise özlemi yok eder.
Mesafenin bu boyutunda teknolojiye lafım yok.Ancak mesafeler gördüğümüzden ibaret değil. Bazen en yakınımızdaki insanlarla,çok iyi tanıdığımız dostlarla, hatta vazgeçilmezimiz olanlarla yabancı oluveriyoruz. Araya sonsuz mesafeler giriyor. Bunun sebebi yaşanmışlıklar veya yaşanmamışlıklar oluyor genelde. Yaşanmışlıklara duyulan kızgınlık,pişmanlık; yaşanmamışlıklara duyulan kırgınlık ve özlem koyuveriyor aramıza mesafeyi.
Yan yana duruyorsunuz ama aranızda Samanyolu var sanki. Biri rengarenk, diğeri âmâ. Biri neşeli bir orkestra, diğeri işitme engelli. Biri görkemli bir tarak, diğeri yalnızca kel.
Evet, bazen gerçekten çok uzak oluyoruz birbirimizden. “Gözden ırak olan; gönülden de ırak olur” derler de, gönlümüzden ırak olan gözümüze giriyor.İşte bu noktada, yine teknoloji olmalı kahraman. Nasıl üstesinden gelinir diye düşünüyorum ve oda büyüklüğündeki bilgisayarı küçültüp dizimin üstüne koyan bir dönem aklıma geliyor.Bazen farkında, bazen bihaber olduğumuz mesafelerin üstesinden gelinmeli. Çünkü mesafeli yaşamlar, bizi karşımızdakiyle aynı kutuplu mıknatıslara benzetiyor. Düşünsenize, bütün insanlar aynı kutupta.
       Çağımızın şartlarında, bizi birbirine yakınlaştıracak bir alan oluşturuluyorsa, anlayın ki teknoloji yine özne, yeri yine zirve…     


önceki eser / sonraki eser