Konusu " Eğer teknolojinin tüm gereksinimlerinizi karşıladığı, çalışmak zorunda olmadığınız bir dünyada yaşıyor olsaydınız, yaşam seçimleriniz neler olurdu? "

Yazar Rumuzu:çağrı8494
Eser Sıra Numarası:220213eser01



                                                          KARA  AYNANIN "AKSİ”
       Şimdi duralım ve elimizde tuttuğumuz zaman sayacını alabildiğimizce ileri alalım. Tarihte pek çok yazar, böylesi bir teşebbüste bulunmuş ve bazıları bu yolla birkaç adım ötesini görebilmişlerdir. Fakat filmi yeterince ileri alamamış olmalılar ki, dünya onların öngördükleri sapakları çoktan geçti. Buna istinaden samimiyetle belirtmeliyim ki benim bu yazımda yer vereceğim öngörülerim ya da sezilerim de, her birimizin kendine seçtiği ya da kendini bulduğu köşelerden izlemeye koyulduğu bu filmin karelerini, birkaç sahne sonrasına taşıyabilecek öznel fikirlerden ibaret olacaktır. Bu bağlamda benim için geleceğe açılan pencere aslında bir kara aynadır. Öyle ki siyahi bir ayna, görünen misyonundan beklendiği üzere var olanları yansıtmama ihtimaline karşın, sürekli gelişen teknolojiyle beraber mekanik gölgelerin içine hapsolmuş geleceğin, ağına düşeceği karanlığın en hakiki yansıması da olabilir. Bu durum, bu durumdan doğan sonuçlar eşliğinde ilerleyen zaman diliminde gelişen(!) ve geliştikçe değişen dünyanın insanlarının yaşayacakları paradoksla paralellik gösterir.
Var olmak eylemi, onu tekelinde bulunduran insan için her ihtiyacı ve tatmini sabitleyen bir güvencedir. Bu sebepten Descartes, var olmak armağanını düşünmek gibi aralıksız bir eylemin kesinliğine Giges düğümüyle bağlayarak var olmaktan duyulan huzuru ve hafifliği bir adım ileriye götürüyor, bir kat mahfazaya daha sarıyor ve saklı tutuyordu. Fakat insanın, tabir yerindeyse, tutkuyla yarattığı teknoloji, onun Lucifer'iyse? Bu önerme, insan ve onun inşa ettiği bu devasa şeyin denklemindeki temel değişkendir. Yaratılanın yaratıcıya meydan okuması... Üstelik bu yaratılış pratiğinin kutsal kelamı olmadığından, bu suni yaratıcının galip geleceğine dair bir kesinlik de söz konusu değildir. Bu noktada durup sormalı; Cotard'ı sendrom olmaktan çıkarıp temel sorgu haline getirebilecek bu süreç, son noktaya ulaştığında insanların yaşam tercihleri, seçimleri ya da biçimleri üzerinde nasıl etkiler oluşturacak? Ya da o gün geldiğinde insanların yaşam seçimleri diye bir şey kalacak mı? Yoksa insanın kendi aklıyla ve kendisine bahşedilen yetenekleriyle ortaya koyduğu bu büyük güç onlara seçim hakkı tanımayacak mı?
İlk olarak “teknoloji” dediğimiz oluşumun insanlara sunduğu bir ayrıcalık olarak nitelendirilen “özgürlük” konusuna değinmek istiyorum. Evet. Şimdi. Hemen şimdi o beyaz aynanın karşısından çekilin ve kara aynaya dönün yüzünüzü. Gerçeğin “aksi” orada çünkü. İlk göreceğiniz, teknolojinin sağladığı sınırsız özgürlüğün ve bilgiye erişim imkânının insanı aynı ölçüde esir kıldığı olacaktır. Zira hayatınızı sıkı sıkıya bağladığınız teknolojik araçlar ve oluşumlar aynı zamanda insanların birbirlerinin hayatlarına dair müdahale alanlarını genişletip onlara sağladığı bu imkânlarla bireyleri ya da bir takım zümreleri bilginin ve gelişimin esiri kılacaktır. 2010 yılında, kendilerini Aninomous olarak isimlendiren gurubun ortaya çıkardığı Wikileaks belgeleri bu duruma güncel bir örnek teşkil etmektedir. Bahsedilen belgeler hükümetlerin otoritelerini sarsacak bilgiler içermektedir ve teknolojik özgürlük hükümetler için politik korku sorunsalını doğurmuştur. Teknolojinin o guruba sunduğu bu özgürlük dünya çapında siyasetleri etkileyebilecek boyutta bir mahkûmiyete sebep olmuştur.
Wall- e. Hepimizin bildiği ve muhtemelen keyifle izlediği 2008 yapımı bir animasyon. Teknolojinin her şeyi hallettiği mekanik bir dünyada hayatlarını sürdüren insanların ve onların terk ettikleri dünyada bıraktıklarını temizlemekle vaktini geçiren Wall-e isimli bir robotun hikâyesi. Öyle ilginçtir ki bu insanların kendilerini parçalarcasına emek harcayıp meydana getirdikleri o robotlar kadar bile hareket kabiliyetleri kalmamıştır. Teknoloji en büyük getirisi olan rahat yaşamla birlikte eylemsizliği de dayatmıştır insanlara. Tüm ihtiyacı teknoloji tarafından karşılanan bu insanlar hareket kabiliyetleriyle beraber diğer tüm insani özelliklerini de kaybetmiştir. Öyle ki insan kendi tabiatının gereği olan döngüyü yerine getiremez hale gelmiştir. Bir zamanlar rahatça yaşam sürdükleri dünyaları, kendi hareketsizliklerinden meydana gelen bir çöplüğe dönüşmüştür adeta. Burada en ürkütücü olan durum ise filmde gözler önüne serilenlerin filmin yapım yılında öngörülmüş olmasıdır ki, bu, gördüklerimizin yalnızca olacakların birer ön gösterimi olduğuna işarettir.
Tüm insani yetilerini kaybeden insan, gelişen teknolojiyle bireysel ve toplumsal değerlerini de yitirecektir. Her şeyin teknolojiyle hallolduğu dünyalarında, sosyal problemlerin semtine uğramadığı, hissizleşen insan akademik düşünmeden ve üretimden vazgeçecek; aynı ölçüde hayal edilebilirliğin tükendiği bir dünyada, gücünü gerçeklerden ziyade düşüncenin en zarif ve estetik hali olan düşlerden ve duygulardan alan edebiyat da duracak, sıradan ve mekanik anlatılar kalacaktır geriye. Teknolojideki ilerleme Çehov’un da söylediği gibi “ insanların nasıl ceket giydiklerine, nasıl yemek yediklerine, nasıl yürüdüklerine” dair tasvirler içeren bayağı bir dile doğru gerilemeyi tetikleyecektir.
      Teknolojinin tüm dünyaya tamamıyla hâkim olması, en basit zararı olan eylemsizlik ve mekanik düşünmeye sebep olmakla beraber, dilin de yok olmasının ardından hem bireysel hem de etnik ve kültürel kimliklerin ortadan kalkması süreciyle devam edecek ve çağımızın en çok tartışılan konusu olan tek tipleşme ve küreselleşme kavramları son noktaya ulaşacaktır. İşte o zaman kendisine zarar veren şeye tutkuyla bağlanıp, ondan uzaklaşma iradesini kaybeden insan yaşadığı bu Stokholm Sendromu’yla baş başa kalacaktır. Bu noktada teknolojik dünyanın tutsağı olan insan ürettiğinin kendisine hükmetmesine engel olamamakla yaşayacağı bu rol değişiminin ardından,süreci tersine çeviremeyecek fakat doğası gereği yaşamaktan da vazgeçemeyecektir. Ve o içinde dönmek zorunda kalıp bir türlü kıramayacakları çember onları kendi elleriyle geliştirdikleri, son derece teknolojik dünyalarına hapsedecek, o labirentte yaşayacakları çıkmaza alışmak zorunda bırakacaktır.