Konusu " Eğer teknolojinin tüm gereksinimlerinizi karşıladığı, çalışmak zorunda olmadığınız bir dünyada yaşıyor olsaydınız, yaşam seçimleriniz neler olurdu? "

Yazar Rumuzu:bilen1838
Eser Sıra Numarası:240213eser17




                                                        TEKNO-ÜTOPİK DÜNYA
      Rönesans ile başlayan bilimsel gelişmeler teknolojiye yansıdıkça insan hayatını kolaylaştırmaya başladı. Teknolojinin amacı da elbette insan hayatını kolaylaştırmaktı. Günümüzde teknolojinin geldiği nokta 18 veya 19. yüzyıllarda herhalde hayal bile edilemezdi. Şimdi bulunduğumuz noktada bile bütün ihtiyaçlarımızın teknoloji tarafından karşılandığı ve hiçbir insanın çalışmak zorunda olmadığı bir dünyayı akla mantığa sığdıramayız, ancak hayal edebiliriz, hatta hayal etmeye kendimizi zorlarız. Bunun sebebi böyle bir dünyanın insanoğlunun aklına çok uzak, mantığına çok ters olmasıdır. Çünkü varoluşundan beri insanın temel amacı hayatta kalabilmektir; hayatta kalabilmek içinse insanoğlu tarihi boyunca çaba sarf etmiştir. Bu çabanın karakteri geçen zaman içinde değişmiştir değişmesine, ancak temel amaç hep hayatını kazanmak olmuştur: avlanırken ya da toplayıcılık yaparken de bu böyleydi, ürünlerini takas ederken ve satarken de böyleydi, yavaş yavaş meslekler belirip farklı alanlarda faaliyet gösterdiklerinde de durum aynıydı. Hayatını kazanmak için çalışmak zorunda oluşu, çalışma şansı elde edebilme amacı, bir meslek ve iş sahibi olabilme ideali insanın kişiliğini, karakterini, yaşama biçimini, yaşam seçimlerini hatta bütün varoluşunu biçimlendirir. Toplumsal ilişkilerin de çok önemli bir alanını çalışma hayatı oluşturur. Hayatta kalabilme çabasından mesleğini sürdürerek hayatını kazanma faaliyetine kadar uzanan çok geniş bir zamanda ve alanda insani ve ahlaki değerler oluşmuştur. Bu alanı kapsayan toplumsal ilişkiler bu ilişkileri bir düzen içinde tutan çeşitli kuralları ve kurumları doğurmuştur ve bütün hayatımız bu kurallar, kurumlar ve değerler üzerine kuruludur. Bu kadar belirleyici ve temel bir fonksiyondan bağlarını tamamen koparmış bir insan ne yapar? Ne hisseder? Nasıl yaşar? Neleri kaybeder, kazançları neler olur?
Hayal ettiğimiz dünya günümüzün dünyasından çok daha adaletli ve zengin bir dünya olmalıdır. Kimse çalışmadığına göre günümüzde olduğu gibi bazıları çalışıp didinirken bazıları da onların sırtından geçinerek yan gelip yatmayacaktır. Bu durum toplumu biçimlendirecek olan yeni değerleri, bunlarla birlikte yeni kurum ve kuralları ortaya çıkaracaktır. Bunlar zenginlik ve teknolojinin insanlar arasında adilce paylaşıldığı yeni bir hayata ait olacaklardır. Bu da bizim hayatımızı bu yeni kurallar etrafında belirlememiz, yaşam seçimlerimizi bunlara göre yapmamızı gerektirecektir. Hayat mücadelesi ve mesleki çaba ortadan kalkınca insana çok büyük bir boş alan açılacak, bu alanda insanın kendisi için kullanacağı çok fazla miktarda zaman ve enerji kalacaktır. Hayatın endişe, çekişme ve gerginliklerinden arınmış olan insan teknolojinin bu kadar ilerlediği bir çağda sağlık sorunlarından da kurtulmuş olacaktır. O halde günümüz dünyasında yapmak istediği ama yapamadığı pek çok şeyi huzur içinde gerçekleştirme şansı bulacaktır. Böyle bir hayatın dışarıya dönük yönü hobilerle dolu olurdu.
En gelişmiş teknolojiyle en kaliteli biçimde müzik dinlerdim, ofise kapanıp bu eğlenceme bir ara vermek zorunda kalmazdım. Seyretmek istediğim bütün filmleri ve oyunları, okumak istediğim bütün kitapları rahatlıkla, istediğim zaman günümüzün sıkıntıları tarafından bölünmeden seyrederdim ve okurdum. Gezmek istediğim bütün sergileri, bütün arkeolojik buluntuları, bütün sanat eserlerini görebilirdim. Dahası bunlar üzerinde düşünüp fikir yürütecek çok fazla zamanım olurdu. Bu hobilere süreklilik kazandırarak hayatımı böylece doldurmam gerekirdi. Belki de bu dünyanın sanatı ya kendini tekrarlayarak ilerlemiştir veya bugün haberdar olmadığımız ve hayal edemediğimiz yeni bir estetik üretmiştir. Ben tekrarlamak yerine yeniliği tercih ederdim. Ancak 21. yüzyılda sanat, refah ve huzurdan olduğu kadar sefalet ve fakirlikten de beslenir. Hayali dünyamızda böyle kavramlar bulunmamaktadır, çünkü teknoloji bütün bunlara bir çözüm getirmiştir. Sefalet, fakirlik gibi kavramların asla var olmadığı bu dünyada sanat ne kadar gelişmiş olur bilemeyiz. Bu yüzden bir ikilem oluşur ve bu ikilem sadece sanat konusunda değildir, sanatın yarattığı estetik ve haz duygusu ve mutluluğun kendisinde de böyle bir ikilem mevcuttur. “Kötü”nün olmadığı bir yaşamda “iyi” de olmaz, dolayısıyla sefaletin olmadığı bir dünyada zenginliğin ve mutluluğun değeri olur mu bilinmez. Mutluluk diye bir kavram olur mu, o bile bilinemez.
Evrende küçücük bir nokta olduğu halde bizim için çok büyük olan dünyanın her köşesine gitme ve görme şansım olurdu böyle bir dünyada. Dünyanın dört bir yanında farklı coğrafyalarla birlikte bu coğrafyalara ait olan ve birbirinden özgün ve değişik olan kültürleri tanıma fırsatım olurdu. Ancak teknolojinin dünyayı küreselleştirdiği bir gerçek. Teknolojinin bu kadar büyük bir gelişmeye uğradığı bir dünyanın her noktasının küreselleşmekten başka hiçbir şansı kalmamış olacağı için bu birbirinden değerli, farklı kültürler birbiriyle kaynaşarak ortadan kalkmaya mahkûmdur. Bu durumda amaç edindiğim dünyayı gezip renklerini tanımanın herhangi bir ilginç tarafı olur muydu acaba?
      Bize bu kadar yabancı bir şeyi hayal etmek gerçekten zor. Karşımıza çıkacak olan hayat belki de şimdiden öngörülemeyecek yaşam seçimlerini bize sunacak, insanları şu anda tahmin edilemeyecek etkinliklere, hobilere ve seçimlere yöneltecek. Bütün ikirciklere rağmen, teknolojinin ve refahın eşit dağıldığı bir dünya bence getireceği tüm kolaylık ve yeniliklerle günümüz hayatına tercih edilebilir bir hayat olacaktır.