Konusu " Eğer teknolojinin tüm gereksinimlerinizi karşıladığı, çalışmak zorunda olmadığınız bir dünyada yaşıyor olsaydınız, yaşam seçimleriniz neler olurdu? "

Yazar Rumuzu:avni1453
Eser Sıra Numarası:230213eser36

                                   

                                                               İNSAN
      İnsan diye adlandırılan varlığın tüm ihtiyaçlarının karşılanması; birçok açıdan ancak bir bilim kurgu hikayesinin konusu olabilir. Hem de son derece ürkütücü bir bilim kurgu hikayesinin konusu. Bu sebeple; bu konuyu bir gece yarısı bizi kan ter içerisinde uyandıran bir kabus olarak ele almayı çok daha faydalı buluyorum. Bu durumu bir kabus olarak adlandırmış olmamın elbette mantıklı sebepleri var. Söz konusu sebepleri sırasıyla saydığımda umut ediyorum ki; robotize edilmiş bir canlının hissel açıdan bir mutfak robotuyla eş-değer seviyede olduğuna hepimiz ortak kanaat getireceğiz.
İnsanın ihtiyaçları iki farklı kategoride incelenmelidir. Zira; sahip olduğumuz bedenin ihtiyaçları olduğu gibi; yarı yarıya sahip olduğumuz ruhumuzun da -hem de hiç azımsanmayacak büyüklükte- ihtiyaçları vardır. Şu halde neden bedenimize tam manasıyla sahipken; ruhumuza yarı yarıya sahibiz? Bu soru fazlasıyla mühim. Fakat cevabını biraz sonra vereceğim. Bedenimizin ihtiyaçları son derece cüzi ihtiyaçlardır. Aç gözlülüğü bir tarafa bırakacak olursak; ''Bir lokma bir hırka'' düsturu; tüm insanlığı hizaya getirebilecek bir düsturdur. Bir parça ekmek; birkaç damla su; soğuk havalarda bizi üşütmeyecek bir hırka; sıcak havalarda erimemizi engelleyecek tanrı hediyesi bir rüzgar yeter de artar bile adem oğluna. Fakat doyumsuzluk devreye girdiğinde; bırakalım insanlar arasındaki basit sürtüşmeleri; devletler arasında savaşlar patlak veriyor. Madem ki savaşlar çıkaran bu çetrefilli sorunların sebebi bu kadar net; bu kadar ortada; niçin çözüm bulmakta sıkıntı yaşıyoruz?Cevap son derece net; son derece basit. Çünkü; insan olduğumuzu iddia ederken; gücümüzü bizden güçsüz olan her varlık üzerinde domine etmeye çalışıyoruz. Despotluğumuz sınır tanımıyor hiçbir koşulda.
İlk insan yeryüzüne ne zaman indi bilemem. Kaldı ki bunu bilmenin de hiçbir faydası yok. Fakat niye indirildiğini biliyorum. İlk insan yeryüzüne; sadece bir bedeni olmadığını anlaması için gönderildi. Başlangıçta sıkıntılar yaşadığını tahmin edebiliyorum. Zira karnı toktu; fakat açlık hissediyordu. Suya kanmıştı; fakat su gördüğünde dayanılmaz bir iştah duyuyordu. Hırka yapmıştı kendine ipekten; örtünüyordu; fakat ısınmıyordu. Bedeni olan tüm ihtiyaçlarını karşılayabiliyordu. Fakat bedeninden başka bir varlık doymak bilmiyordu. İçinde nefesini duyuyordu bu varlığın insan. İsteklerini fısıltılar halinde duyuyordu da bir türlü anlam veremiyordu. En sonunda ''ruh'' adını verdi insan bu isteklerin sahibine. Onun da en az beden kadar büyük ihtiyaçları olduğunu kabul etti. Ama çözüm bulmakta sıkıntı yaşıyordu bu sorunlara. Kalın hırkasının altında hala üşümesinin sebebi neydi? Bundan da önemlisi çözümü? Tanrı insana bir eş gönderdi böylelikle. Ondan daha bilgili; daha güvenilir... Bir eğitmen niteliği taşıyordu bu eş. En az ilk insan kadar insandı da. İlk görüşte sevdiler birbirlerini. Sarılmayı keşfettiler böylelikle. Sarılmak ne garip bir eylemdi. Bir anda hem açlığı; hem susuzluğu hem de üşümesi geçivermişti insanın. ''Ruh'' doymaya başlamıştı.
Şimdi gelelim niye ruhumuza yarı yarıya sahip olduğumuza. İnsan ruhu son derece girift bir yapıya sahiptir. İstekleri yerine getirilmediğinde şiddetli bir can sıkıntısı; şiddetli bir sendrom yaratarak; bedenin tüm hayati eylemlerini durdurabilir. İntihar sebeplerinin çoğu da şiddetli sendromlardır zaten genelde. Ruhun ihtiyaçları safiyane bir iyilik teşkil etmez her zaman. Bazen öylesine vahşi; öylesine ilkel ihtiyaçları ortaya çıkar ki; bu ihtiyaçları gidermek diğer varlıkların yaşam alanlarını daraltmaya; hatta yok etmeye kadar uzanabilir. Ruhun karanlık tarafını kontrol etmek fazlasıyla zor ve tehlikelidir. Kontrolü elden bıraktığınız anda evreni aydınlatan mum fitilini de söndürmüş olursunuz.
Bu yüzden insan; ruhuna yarı yarıya sahip olabilir ancak. Eğer tüm ihtiyaçlarım karşılanıyor olsaydı mutlaka; 'Yarın nasıl karnımı doyuracağım; yarın ki sınavdan alacağım not ne olacak; babamın işleri yolunda gitmezse ne hale geliriz?'' sorularını da kendime sormuyor olurdum. Peki; bu soruları kendime sormuyor olmamın bana bir katkısı olur muydu? Dahası zararı olabilir miydi? Bu cevabı vermek zor ama; eminim ki zararı olurdu. Çünkü vicdan dediğimiz adil yargıç; ruhun eli; kolu; her şeyidir. Vicdanı olmayan bir varlıktan her türlü zarar gelebilir. En kötü eylemleri; vicdanını bastıran; susturan insanlar gerçekleştirir.
Eğer yarına ilişkin herhangi bir kaygım yoksa; kaygılarım karşılığında vicdanımı satmışım demektir. Hem de ne için? Bir lokma yerine on lokma yemek için; bir hırka yerine yüz hırka giymek için. Belki de ufacık bir çocuğun üşümesine sebep olarak; yarın sıcak kalmayı garantilemiş olurdum tüm ihtiyaçlarım karşılansaydı. En büyük; en ulaşılmaz; rüyalarımda dahi peşinde koştuğum; koşarken düşüp dizlerimi parçaladığım ama yine de vazgeçmediğim tüm hayallerimi rahat bir yaşam için satmış olurdum. Yani ruhumu satmış olurdum. Şu bir gerçek ki ne ruh ne beden; birbirinden ayrı yaşayabilecek yeterlilikte değiller. Birisinin olmadığı bir mekanda diğerinin de bulunabilme ihtimali yok. Hal böyleyken; sırf bedenimin huzuru için ruhumu yarı yolda bırakamazdım. Sahip olduğum bu yaşamdan vazgeçip eski; insani; yetersiz yaşamıma geri dönerdim. İhtiyaçlarım olsun isterdim. Kaygılarım. Ulaşmak istediğim hedefler olsun isterdim. Geceleri düşleyebileceğim ama gerçekleşmeyecek şeyler. Dizlerim parçalansın isterdim. Bilirdim ki dizlerim parçalamam için verilmiştir bana; bilginin peşinde koşarken...
     Ben insanın bir amaç doğrultusunda dünyaya gönderildiğine inanırım. Hiçbir insan gayesiz bir şekilde yaratılmamıştır; yaratılmayacaktır. Fakat tüm ihtiyaçların giderildiği bir dünyada gaye diye bir şey söz konusu olamayacaktır. Gayenin olmadığı bir yerde çalışma da olmaz. Çalışmanın olmadığı bir yerde karakter; karakterin olmadığı bir yerde de insan var olamaz. Belki cismen insana benzeyen bir varlık yaşamını sürdürebilir. Fakat defalarca bahsettiğim o ruh? O ruh yaşayabilir mi böylesine köhnemiş bir dünyada?