Konusu " Eğer teknolojinin tüm gereksinimlerinizi karşıladığı, çalışmak zorunda olmadığınız bir dünyada yaşıyor olsaydınız, yaşam seçimleriniz neler olurdu? "

Yazar Rumuzu:ardıç1994
Eser Sıra Numarası:230213eser13




                                                         PRAXİSİN ŞAFAĞI
    Neden üretiriz? Bizi maddi üretim sürecine angaje eden nedir? Aslında maddi daha doğrusu iktisadi üretimin, ihtiyaçların nesnel baskısından doğduğunu herkes bilir. Yani bizi emek sürecine dahil eden en arkaik olgu, maddi ihtiyaçlarımızdır. İlkel hominidin kendi emek potansiyelini kinetik bir pratikte realize etmesi; hayvani/güdüsüsel doğasının itkileri sayesinde gerçekleşti. Jean Paul Sartre'ın Critique de la Raison Dialectique'de sözettiği ''kıtlık durumu'' veya Karl Marx'ın ''zorunluluk'' dediği şey tam da budur. Fakat ''en temel ve zorunlu ihtiyaçlar adına üretim'' tek başına üretim ya da (Marx, Gramsci ve Sartre paralelinde konuşursak) praxis yani bilinçli eylem olgusunu açıklamaya yeter mi?İhtiyaç dediğimiz şey kendi içinde mutlak ve statize bir donukluğu değil, değişken ve dinamik bir diyalektiği barındırır. Bilincin bir süreç olduğundan hareketle, Martin Heidegger'in Dasein dediği ''bilinçli varlık''ın yani insanın da bir süreç olduğunu düşünürsek, ihtiyaçların karşılandığı her yeni aşama, yeni ihtiyaçları da üretir. Michael Foucault'nun da söylediği gibi; ''İnsan insanı üretir.''
İnsanın üretimdeki sıçramalarla yarattığı holistik vital, her durumda çok yönlü ihtiyaçları döller. Bir zamanlar ortada olmayan ihtiyaçlar, zamanla temel ihtiyaçlar haline gelebilir. Bu bağlamda belki de yeme, içme, sağlık en temel zorunlu ihtiyaçlar olarak zamanı aşkın bir özerklikle kendini dayatmaktadır. Fakat bir de zorunlu olmayan temel ihtiyaçlar dediğimiz bir orijin var (burada zorunluluktan kasıt elbette ki en ilkel anlamıyla hayatta kalmanın sağlanmasıdır); bunlar olmadan da yaşanabilse de ''ortalama bir birey olma hali'' için gerekli olduklarını söyleyebiliriz (örneğin; ulaşım, eğitim, iletişim vegibi). İnsanın ortalama bir yaşam durumunu yakalaması için temel ve zorunlu ihtiyaçlarını karşılaması, istencini aşan bir nesnellik oluyor bu durumda. Ama tam da bu nesnelliğin dışına çıkıldığında praxisin ''insansal'' boyutu ortaya çıkıyor. Başta sorduğumuz soruya bu bağlamda şu cevabı veriyoruz: Üretim zorunlu üretimden fazlasıdır ve hatta [tam da] fazlası olduğunda üretimdir. Özgür praxis bizce üretimin en hakiki potansiyelinin billurlaşmasıdır.
Karl Marx, komünist sekansı Alman İdeolojisi adlı eserinde açımlarken şöyle söyler: ''...herkesin bir başka işe meydan vermeyen bir faaliyet alanının içine hapsolmadığı, herkesin hoşuna giden faaliyet dalında kendini geliştirebildiği komünist toplumda, toplum genel üretimi düzenler, bu da, benim için, bugün bu işi, yarın başka bir işi yapmak, canımın istediğince, hiçbir zaman avcı, balıkçı ya da eleştirici olmak durumunda kalmadan sabahleyin avlanmak, öğleden sonra balık tutmak, akşam hayvan yetiştiriciliği yapmak, yemekten sonra eleştiri yapmak olanağını yaratır.'' Aynı şekilde Jean Paul Sartre da zorunlu ve temel ihtiyaçların aşıldığı yerde(anda) öznelliğin dallanma olanaklarının [objektif] olarak oluştuğunu ve böylece de praxisin özgürleşeceğini yani emeğin öznelliğini kurabileceğini söyler. Bunun en iyi örneği de sanat değil midir?
    Son tahlilde Tery Eagleton'ın Berlin'deki bir konferansta sunduğu ''Kral Lear mı Gonzalo mu?'' adlı metninin de temel aporiası olan, teknikle ve ekolojik bir mucizeyle (bir nevi eko-fantazma) temel ve zorunlu ihtiyaçlar için üretim yapmaktan kurtulmuş bireyin yaşamının ve tercihlerinin nasıl olacağı sorunsalı bizim açımızdan özgür praxis diskuruyla çözümleniyor. İhtiyaçların baskısından kurtulmak bizi aylaklığa mahkum etmez; tam tersine, tam da o noktada özgürleşmiş edimselliğimiz billurlaşır...


KAYNAKÇA

1. Karl Marx: Alman İdeolojisi

2. Karl Marx: 1844 Elyazmaları

3. Jean Paul Sartre: Critique de la Raison Dialectique

4. Martin Heidegger: Varlık ve Zaman

5. Tery Eagleton: Kral Lear mı Gonzalo mu?

6. Michael Foucault

7. Antonio Gramsci