Konusu " Eğer teknolojinin tüm gereksinimlerinizi karşıladığı, çalışmak zorunda olmadığınız bir dünyada yaşıyor olsaydınız, yaşam seçimleriniz neler olurdu? "

Yazar Rumuzu:araf8090
Eser Sıra Numarası:210213eser07




                                                       KÖR BİR KUYU
    Güneş ufukta yavaş yavaş esnerken bugünü anlatmak istedim.Ben bugün çok yalnızım. Olmasını istediklerim, yanımda olanlar artık yok. Her şeyim var maddi olarak: Ev, araba, şehir, ülke hatta dünya artık benim tek tuşla. Kimse yok kendine pay biçecek. Üç dilek hakkı sunan perimden isteyeceğim tek bir şey yok. Anlayacağınız pijamalarını çıkaran güneş, ben, sahip olduklarım, bugün çok yalnızız.Günler geçiyor, aylar, yıllar… Kimse yok; ne gelen var, ne giden. Acı yok, hüzün, keder, sevinç, neşe… Yalnızlığım ve ben bir bütünüz artık.
Hiç merak ettiniz mi ben nasıl bu kadar kimsesiz kaldım? İsteklerimin tek tuş kadar uzağımda olmasına rağmen… Nasıl?
Bir zamanlar olmasa hepimizin zengin olacağı para tam anlamıyla elimin kiri. Paraya para demiyorum artık. Sanal varlığımı devam ettirebiliyorum sanal liralarla. Zengin profillerimde sefil hayatımı sürdürüyorum. Özleyeceğimi düşünmezdim kuruş kuruş biriktirip edindiğim (benim için büyük insanlık için küçük) servetimi küçük bir bisiklete vermeyi. Para üstü yerine sakız almayı. Özleyeceğimi aklımın ucuna getirmezdim pahalı mahalle bakkalını, her gün gelen zamları…
Şimdi değişen ne biliyor musunuz? Artık harcayabileceğimiz kadar çok sanal lira harcıyoruz ve insanlardan alabildiğimiz kadar az şey alıyoruz. Açıkçası son bir iki yıldır hiç nefes alan canlı görmedim. Bilgisayarımın çok amaçlı kamerasındakilerden başka.
Neyse olacakların önüne geçemiyor insan. Zaman inatçı bir tavırla koşmaya devam ediyor, tüm engellerime rağmen. Tökezlemiyor, yorulmuyor, nefesi kesilmiyor. Elimdeki güç bile durduramıyor onu.
Dünyaya sahip oluyorum ama sevdiklerimi getiremiyorum geri. Zamanı durduramıyorum mutlu anlarımda. Sevemiyorum bu güçle, sevilemiyorum.
Güç… Ne ihtişamlı isim. Burada teknoloji de diyorlar buna. Ne sevimli görünüyor:   “ Teknoloji çağındayız.” Bunun anlamı artık nefes alan bir robotsun ve insanlar yok. Zamanında kaçtığın, bıktığın insanlar, ailen, arkadaşların...Bugün öyle bir güç var işte elimde. Tek tuşla benim oluyor dünya. Ben istediğim kişi olabiliyorum, istemediklerimi atarak. Öyle bir güç var ki elimde anında her şey, anında hiçbir şey olabiliyorum.Güç… Evet, gelişen teknoloji elimdeki en büyük güç ve maalesef  her zaman işe yaramayan, hatta bana düşman olduğunu düşündüğüm bir sihir, bir deprem, bir volkan.
Hayır, bu kadar kolay kurtulamaz elimden. Kolay kazandıklarımı, uğruna fedakârlıklar yaptıklarımı, tırnaklarımla kazıyarak sahip olduklarımı aldı; çocuk kandırır gibi. Onun büyüsüne kapıldığımda, susması için şeker verileceği söylenen ama verilmeyen çocuk gibi hissediyorum kendimi.
Teknoloji değil onun ismi. Tam anlamıyla yalnızlık. Yalnızlık; sevdiklerinin olmaması, tek başına kalmak değil sadece; yalnızlık nefes alamamak, görememek, duyamamak. Yalnızlık konuşmayı unutmak.Güneş iş başı yaptı şimdi. Özlemim daha da katlandı yüreğimde. İçine çip takılmamış, pille çalışmayan tek yer kalbim. İçinde bir parça ben, bin parça sevdiklerim bulunan son yer. Hayallerimi kaybetmeden önce var ettiğim, ailemle kala kaldığım en sıcak yer yüreğim.
Özledim demiştim en başta. Evet, sevdiklerimin sesini duymak için çevirdiğim rakamları, ahizeyi kaldırmayı, heyecanla çalan telefona koşmayı çok özledim. Siz, hiç en sevdiğinizin sesini unutmak nedir bilir misiniz? Yüzünü sadece hologramlarda görmekten ya da çevrim içi paylaşımlarına ortak olmaktan başka çare bulamayıp, çaresiz kalmayı düşünebilir misiniz?
Özlemlerimi, hayallerimi, gidenleri geri getirse iyi şeyler de söyleyebilirim hakkında. Yani bu güç, teknoloji, bu yalnızlık her şeyi yok etmek yerine herkesi var etse. Sorunları, ne kadar sanalda olsa, ‘tamam’ deyip kapatacak kadar kaçılası göstermese, üstünü örtmek yerine üstüne gitmeyi destekleyen,  çözüm odaklı bir şey olsa. Olsa da ben de ses çıkarmasam. Yargılamasam herkesi, her şeyi. Bu kadar karamsar, çevrim dışı olmasam hayata.
Dışarı çıksam mesela. Gökyüzünü uçan cisimlerden görmeye çalışarak değil, doya doya çimlere uzanarak izlesem. Bulutların özgürlüğüne ortak olarak selamlasam güneşi pijamalarıyla.  Sevgiyi klavyelerden, ekranlardan alıp kalbe indirsem.  Sosyal medya askerlerini vatanları uğruna yaşatmayı başarsam keşke.Sihirli sözcük şu: “keşke”. Öldüren ve yaşatan. Aslında ben bu teknoloji çağında öldüm. Evet, öldüğüm günü hatırlıyorum. Demek oluyor ki; çoktan kaybedilmiş muharebeler, kavgalar için savaşmam için çok geç. Demek oluyor ki asırlar ötesinden seslensem de çağıma duyulamam, anlaşılamam.Nereden patlak verdi bu sitem acaba? Temeldeki problem ne? Doğrusu asıl sorun sen ya da ben değil; biz. Baştan aşağı, tümüyle biz.
En son okuduğum şiirden bir cümle özetler belki düşüncelerimi. “Artık zaman bile yetmiyor yaşadığımızı sanmaya.”
Teknoloji çağı…Yazdıkça gülüyorum.Bu çağda bu ülke için Ali Ayçil der ki: “Çökmüş bir ülke burası. Sabahları nasıl uyanması gerektiğini bilmeyen, tırnaklarından başlayarak çökmüş bir ülke.”
Burada güneş iri ağaçların, taş yoların üzerine değil, her yerinden tabelalar sarkan, sıkıcı taş betonların üzerine doğuyor. İnsanlarsa ellerine geçen her şeyi satıyor,  satılacak ne varsa.
Sonuç ne oluyor biliyor musunuz? Canı çekilen ruhumuzun ıstırabını duymamak için bir sayfa daha açıyoruz profilimize. Bir sayfa tüm beden evimizi oyalıyor ta ki teknoloji cehenneminde yanana kadar. Cemil Meriç der ya: “ Dante cehennemi anlayamamış dostum. Cehennem hatıraların küllenmesi, ümitlerin susması. Cehennem haykıramamak, ağlayamamak.”
   Cehennem bugünün teknolojisi, bugünün yalnızlığı. “Kör bir kuyu cehennem.”         



önceki eser / sonraki eser