Konusu " Eğer teknolojinin tüm gereksinimlerinizi karşıladığı, çalışmak zorunda olmadığınız bir dünyada yaşıyor olsaydınız, yaşam seçimleriniz neler olurdu? "

Yazar Rumuzu: anibal3232
Eser Sıra Numarası:120213eser01



                                                                 KALAN KISIM
       Özünde ihtiyaç olan icadın, teknolojinin gerekli olduğu söylenir, ihtiyaç olmaktan çıkıp lükse dönüşen aynı aracın nesiller arası çatışmalara yol açtığı ve bizi toplumdan kopuk bireyler haline getirdiği şiddetle vurgulanır. Ne söylenirse söylensin, teknoloji deyince zihnimde oluşan tek şey, koca bir soru işaretidir. Teknolojinin kucağına doğmuş ve onsuz bir hayat görmemiş olan ben ve benim gibiler için iyi ya da kötü değerlendirmesi yapmak zordur. Öyle ki; yapmak istemediğim şeylerden  beni alıkoyan böyle bir yaratının  tamamıyla zararlı olduğunu söylemek, kendimle çelişmek olur. Tabi bütün gereksinimlerim karşılanıyorsa…
Yıllardır yıkılmadan duran ahşap bir ev vardı yolumun üzerinde. İki katlı, şirin bir balkonu olan, pencereleri ve küçücük kapısıyla, klasik Osmanlı evlerinden biri. Bulunduğu civarda tek tabi. Çevresinde yükselen beton duvarlara inatla  hala dik. Kafamı kaldırıp her baktığımda içinde gezinen hayaletler görürdüm. Korku değil, güven verirdi bu durum. Oraya sahip çıkan birilerinin  hala var olduğunu bilmek,  iyi hissettirirdi. Eski zamanlara giderdim o evi her gördüğümde. Kendimi hemen, o evde yaşayan biri olarak hayal ederdim. Şen cıvıltılarla dolu eve alçak kapısından eğilerek girdiğimi düşünürdüm. Ya da hüzünle dolu bir eve yine aynı boyun eğişle girdiğimi. Şimdiki evlerin kocaman kapılarından ne şekilde geçeceğimi bilemezken, o eve eğilmeden giremeyeceğimden emindim. Gurur  duyardım onunla ; bu kadar güçlü ve dayanıklı olduğu için. Yolu uzatıp onun önünden geçmek, kestirme yollardan eve  ulaşmaktan  daha cazip gelirdi ağrıyan ayaklarıma rağmen. Buram buram tüterdi yaşanmışlık…
Senaryolar hep değişirdi.  Bazen hasta annesine bakmak için çalışan genç kız olurdum. Bazen evin gelini, bazen hizmetçisi. Bazense onu Peyami Safa’nın Dokuzuncu Hariciye Koğuşu’ndaki kahramanının evi yapardım. Şu kenar semtlerdeki gösterişten uzak olan ev… Öyle düşünmek daha farklı gelirdi. Sonuçta o, başkasının  senaryosuydu! Hırsızlık yapardım; bir yerinden dahil olmaya çalışırdım romana. Mesela; Nüzhet’i unutturacak kadar güzel bir kız olup değiştiriverirdim romanın seyrini. Bunları düşünürken dakikalarca dikilirdim evin önünde. İnsanların yüzüme turistmişim gibi baktığını fark ettiğimde, hemen yaşadığım ana dönerdim. Bir hırsızın yakalandığında elindeki her şeyi atıp kaçması gibi, bütün senaryolarım dökülürdü yerlere, ezik, kırık… Attığım her adımda birini daha kaybederdim. Uzaklaşırdım istemeye istemeye. Onunla bu kadar bütünleştiğimi bilemezdim. Şimdi sorsalar “ O, benim parçamdı “derim.
Haftalardır geçemiyordum önünden. Malum telaşlar… Geçenlerde gördüm. Önüne kırmızı şeritler çekilmiş. Belediye, geçen araçları ve yayaları uyarmak için levhalar koymuş baş ucuna. Polisiye romanlardaki cinayet mahalli gibi. Kurban duygular, şüpheli insan; katilse yıllar. Başta gözlerimin dolduğunu fark ettim. Oyuncağı elinden alınan çocuğun hissettiklerinin aynısıydı hissettiklerim. Hemen, yıkana sövmek için sıralamaya başladım küfürleri beynimde. Vazgeçtim.Birinin dokunmasına gerek yoktu. Kendi teslim olmuştu zaten. ”Olsun yine de onarılabilirdi! ”Hangi insan, hangi teknoloji onardığı şeye eski havasını, duygularını, hislerini verebilirdi? Hangi teknoloji, gelenin gideceği gerçeğini değiştirebilirdi peki?Çeneme doğru süzülen yaşla, son bir kez baktım. Birazımı orda bıraktım. Onu unutmayan birilerinin hala var olduğunu bilsin diye. Kalan kısmımla döndüm evime. Şimdi istemsiz, kendimle kıyaslıyorum; sonum onunkinden farklı olmayacak, biliyorum.
      Her ihtiyacımın  teknoloji tarafından karşılandığı bir dünyada,  en büyük ihtiyacım unutulma gerçeğinden sıyrılmak  olurdu  ve tek seçimim, tek isteğim kaybettiğim parçamın geri verilmesi …