Konusu " Eğer teknolojinin tüm gereksinimlerinizi karşıladığı, çalışmak zorunda olmadığınız bir dünyada yaşıyor olsaydınız, yaşam seçimleriniz neler olurdu? "

Yazar Rumuzu:adar0001
Eser Sıra Numarası:220113eser02



    
                               KEŞKE DOĞAM GERİ GELSEYDİ 

15 Mayıs 2012 şafak vaktiydi. Kuşların sesini dinlemek için yataktan kalkıp pencereyi açtım. Dinlemekten çok zevk aldığım kuş cıvıltılarını uzun bir süre dinledikten sonra sesin geldiği yer olan ormana doğru yürümeye karar verdim. Evden çıkıp çam, meşe, kayın ve çınar ağaçlarının arasında dolaştım. Biraz dolaştıktan sonra kendimi kurumuş yaprakların üzerine bırakıp kendimi doğanın bir parçası olarak düşünmeye çalıştım. Bunu gerçekten başardığın zamanlarda kendimi çok güzel ve özel hissederim. Bu keyif çok uzun süremedi maalesef. Tarlaya gidip ot biçmem gerekiyordu. Tarlaya gidip uzun bir süre tarla işleriyle meşgul oldum. Otları biçerken kollarım ağrımaya başladı ve beş dakika dinlenmeye karar verdim. Dinlenirken bugün doğum günümün olduğunu hatırladım ve arkadaşlarımın bana sürpriz bir şeyler yapmak için hummalı telaşları gözümün önünde canlandı. Ve suratımda kocaman bir tebessüm oluştu. Daha sonra aceleyle tarladan ayrılarak ağaçların arasındaki huzuru orda bırakıp eve gittim.
Eve girdiğimde her şey tahmin ettiğim gibiydi. Tüm arkadaşlarım gelmiş pasta alınmış ve mumlar yakılmıştı. Mumu hemen söndürmem ve benim için çok önemli olan bir dilek tutmamı istediler.  Nasıl oldu bilmiyorum teknolojik birçok aletten uzak olan ben bu durumdan sıkılmış olmalıyım ki – bu durum sadece tarla işlerinden sıkıldığım zamanlarda aklıma gelen bir dilekti hâlbuki-  içimden “keşke teknolojinin her yere ulaştığı bir çağda doğsaydım” sözü geçti. Söyledikten sonra anlık da olsa niye böle düşündüm ki demiştim ama üzerinde durmamıştım. Ne de olsa her dilek gerçekleşmiyordu ki… Ertesi gün her şafak vaktinde yaptığım gibi kuşların sesini dinlemek için pencereyi açtım. Kafamı penceren çıkardığımda etraftan hiçbir sesin gelemediğini fark ettim. Normal olmayan bir şeyler vardı. Kuşların sesini duymak için pencereye açmama gerek kalmadığı zamanları bilirim. Kuşlar seslerini duyurabilmek için adeta birbirleriyle savaşıyor gibiydiler. Oysaki şimdi etrafta sanki ölüm sessizliği vardı. Güneşin karanlığı yırtmaya çalıştığı şu saatlerde etrafa baktım ve gördüğüm manzarayı algılamak için bir kat daha çaba sarf ettim. Şaka gibiydi…

Her taraf gökdelenlerle kaplıydı. Ve sanki insanların yerini bu beton yığınları almış gibiydi. Etrafta hiç kimseyi göremedim. O an birden beynimde şimşekler çakmaya başladı. Gerçekleşmeyeceğinden yüzde yüz emin olduğum dileğim gerçek olmuştu. Bu tanrının bir şakası gibiydi. Hemen kendimi dışarı attım ve çok sevdiğim orman yoluna kendimi attım. Orda da görüntü aynıydı o çok sevdiğim çam, meşe, kayın ve çınar ağaçlarının her birinin yerini bir gökdelen almıştı. Kafamı kaldırıp baktığımda gökdelenler ağlayan ağaçlar gibi görünüyordu. Nefes alamadığımı hissediyordum. Yere uzandım her zaman yaptığım gibi doğanın tadını çıkarmaya çalıştım belki gözlerimi açtığımda her şey eskiye döner umuduyla… Ancak gözlerimi açtığımda gördüklerim de aynı, üzüntüm de aynıydı. Koşarak kendimi tarlaya attım tarla değişmiş olamazdı. Evet, öleydi yüzümde kocaman bir gülümseme belirdi. Değişmeyen bir şeyler vardı belki de…
 Tam şükredecekken etrafta çalışan kimseler yerine büyük makinelerin olduğunu gördüm. Kâbus devam ediyordu. Ne yapacağımı bilemezken eve gitmek istedim. Çok ilginç bir şey yaşadım. Aklımdan eve gitme düşüncesinin belirmesiyle kendimi evde bulmuştum. Kendimi filmlerde hissetmeye başlamıştım artık. Hayalinin bile uzak olduğu şeyler başıma gelmeye başlamıştı. Işınlanmak sadece filmlerde görebildiğim bir şeyken tarladan eve ışınlanmıştım. Bu iyi bir şey mi kötü bir şey mi karar veremiyordum. Bu zaten istediğim bir şey değil miydi, bunun için dilek tutmamış mıydım? Allahım kafayı yiyorum sanırım…

Evdeki rutin işlerim için odama girdiğim de benim yapacağım her şey başkaları tarafından yapılmıştı. Annemden öğrendiğim üzere bunları yapan robotlardı. Annemden bunları duyarken pencereye kulak kesildim yoğun bir makine sesi geliyordu. Her yerden fabrika uğultuları. Odamın içini dolduran çocuk sesleri yerini mekanik seslere bırakmıştı. Değişen sadece sesler değildi. Doğanın yeşilliğinin siyahlaştığını mavilerin kızıllaştığını fark ettim. Tüm insanlarda bir huzursuzluk vardı. Sosyal aktivitelerin yerini buluş ve laboratuar çalışmaları almış. İnsan ilişkileri teknolojiye uygun olarak mekanikleşmiş. Samimiyet ortadan kalkmış. İnsanların yerini makineler almış zayıf insanlar yok denilecek kadar azalmış herkes göbeğini saklar olmuş. Bu nasıl bir kâbus! Bu çağda yaşamak ne kadar da acı verici…Bir an durdum ve kendime kızdım. Nasıl böyle bir dilek tutabildim. Huzurlu, arkadaşlarla, doğadan yararlanarak ve kendi emeğin ile zamanı güzel değerlendirerek kol ağrısının buna değdiğini fark ettim ve çok pişman oldum.
Bizim dünyamız eğer bu gidişle devam ederse yaşadıklarımın çoğu gerçekleşecek ve insanların çok büyük kolaylıklara sahip olma düşüncesi sadece bir aldatmaca olacak. Anladığım şey hiçbir şeyin azı da olmaz çoğu da olmaz her şey ince bir çizgide. 
      Umarım sizler geçmişini özlemle anan keşkelerle dolu bir dünyada yaşamak istemezsiniz.